22 Nisan 2020 Çarşamba

Rey'thing 2

   İki adet kalem pil güç kaynağı olarak yeterli, çok basit bir kullanıma sahip, ilk üretim şekli itibari ile uzay mekiğini anımsatan, Türk örf ve adetlerinin bir parçası sayabileceğimiz bir yaklaşıma uğrayıp çok ince naylon ile sarılmış kumandamız, Gıcık olduğuna zaplamak, beğendiğini ekran önünde tutmak parmaklarımızın ucunda.
.bla
.bla
.bla
Kaç yıl alır bilmem ama reytingi belirleyen şu saçma sistem de ortadan kalkacak. İnsanlar ne izlediğini, ne yaptığını, neyi beğendiğini ya da beğenmediğini sosyal medya ile paylaşır hale geldi. İlerde öyle denek sistemi ile fare sıfatı almayacak izleyiciler. Bu yeni sosyal medya düzeni şimdiden birilerinin canını sıkabilir. Yapacak bir şeyleri yok. İzleyicinin kumandasıyla oynayamayacaksınız.
İzleyicinin ‘’Rey’’tingleri şikeye de çalımını atacak.

23 Şubat 2012 04:27 
     Kalemleri ile herkes, sana tatlı kurlarla yaklaştı,  zaman... Sekiz yıl önceki yazmış olduğum yazıya gidince fark ettim ki ben de sana şehvetle yaklaşıyorum. Aslında, uzun zaman sonra tekrar yazma isteğimi doğuran şey, tıpkı sekiz yıl önce blogumun ilk yazısının konusu ile aynı olması. (Yukarıda giriş ve sonuç bölümünü alıntı yaptığım o yazıyı, isterseniz buradan okuyabilirsiniz)  Ve bu çok tatlı tesadüf. Tuşlara dokunduğum şuan, yazımın başlığını bile atmamıştım. Madem Rey'hing ile başladım o zaman Rey'thing ikinci serisi gelsin.

     Televizyon kutusu ve benim yıllarca kendinden aptal olarak bahsettiğim kutu, yıllardır evimizde bir birey. Bu birey, ataerkil ailelerdeki tutucu erkek kadar, ailelerimizin içinde önemli bir yeri var. Hatta bu önemli yer, insanların evlerinden dışarıya çıkamadığı sosyalleşmediği bu dönemde, ilk sıraya aldı diyebiliriz. 

     Tekil ekranlara dönüştüğümüz, her bireyin tablet, PC, telefon vb ekranlarla tekil ekranlaştığı bu çağın içinde dahi mobilya olan televizyon kutusuna ihtiyaç duyuyoruz. Televizyon açıkken ve bir süre sonra ekranda ne yayınlandığını fark etmeyip tekil ekranlarınıza döndüğünüz - sosyal medyanıza gömüldüğünüz anlarda dahi arka fonda bir sizi hiç de rahatsız etmeyen televizyon sesini hatırladınız dimi?

     Siyasi, toplumsal olaylar, spor, sanat ve bir çok konu hakkında yazdığım yazılarımın en çok konu mankeni televizyon ve televizyonculuk oldu. Özellikle televizyon konulu tüm yazılarımda eleştirisel yaklaşımım Acun Ilıcalı, beğeni yaklaşımım Okan Bayülgen oldu. E tabi bunun üzerinde ergenliğim sayılan dönemlerde sabaha kadar Okan Bayülgen'i izlememin etkisi yadsınamaz. 

     Twitter trending topic listesinde yıllarca; o günün toplumsal olayı/gündemi, günün dizisinden veyahut televizyon programından hep altında oldu. Bunu hep eleştirdim ve yazılarıma konu ettim. Atladığım bir konu vardı. Televizyonculuk zekası, televizyonculuk tercihi... Adını koymayı size bırakıyorum. Televizyonculuğa spor muhabirliğinden girip; televizyon kanalı sahibi olma kariyerini dünyada başka bir yerde gördünüz mü? Bu muhteşem kariyerin sahibi Acun Ilıcalı'nın televizyonculuk zekası veya televizyonculuk tercihi hakkında söz etmeyeceğim. Zira inkar edilemez bir televizyonculuk zekası var. Eleştiriye açık bir televizyonculuk tercihi de söz konusu.

     Ülkemizdeki tüm üniversitelerin iletişim fakültelerine sesleniyorum. Radyo Sinema Televizyon bölümü derslerine lütfen yeni bir ders ekleyin: '' Televizyonculuk Nasibi''...

     Mesleğinizi ya da para kazandığınız icraatınızı düşünün. Rakiplerinizle genelde üstün götürdüğünüz bu icraatınız; olmasını kesinlikle istemeyeceğiniz, herkesi zor duruma ve tedbirler almaya düşüren, ülkelerin sınırlarını kapatmasına ve insanları da evlerinin sınır kapılarını kapatmasını neden olan pandemi sebebi ile rakipsiz kalıyor! Eminim ki Acun Ilıcalı'nın da kendisi bunu asla istemezdi ama soruyorum size bu televizyonculuk nasibi değildir de nedir?

     Tüm Türkiye olarak; evdeyiz, evde kalıyoruz. Survivor izliyoruz. Ben yıllarca eleştirdiğim ve çok nadir yıllarını izlediğim Survivor'ın fanı oldum resmen. Cemal Can'a gülüyorum; Barış'ı hala daha, tam çözemiyorum; Yasin'e kızıyorum; Nisa'yla da bi' gün yüksek, bi' gün düşük modluyum :) Bu zor evlerimize kapandığımız bu günlerde ben bile diyorum ki; ''İyi ki varsın, Survivor'' Teşekkürler Acun Abi...

     Güzel günler göreceğiz, güneşli günler...

27 Aralık 2019 Cuma

Tiyatronun Altın Çağı

     Zamanın kendini tekrarlayan bir döngüsü var ise eğer; ülkemizde tiyatro, tekrar altın çağını yaşıyor diyebiliriz. Yıldız Kenter, Muhsin Ertuğrul, Zihni Göktay, Ayla Algan, Meral Çetinkaya gibi uzunca bir liste yapabileceğimiz Türk Tiyatro Tarihi'nin -kronolojik olmasa da- gerçek altın çağını yaşatan isimler... Özel televizyon kanallarının artması ile birlikte tiyatronun televizyon ekranlarına kaymasıyla -Nejat Uygur ve Bir Demet Tiyatro- özel tiyatrolarımız yavaş yavaş duraklama ve gerileme dönemine girmişti. Tabi ki yaşım itibariyle tam olarak tarihsel sıralamasının bu şekilde olduğundan emin değilim. Lakin iki binli yıllarda tüm görsel ve yazılı basında yer alan tiyatro ustaları tiyatro seyircisinin çok azaldığını bir çok özel tiyatronun hayatını devam ettiremeyecek hale geldiğini anlattığı için bu çıkarımı yapmakta sakınca görmüyorum.

     Velev ki o yıllarda bahsettiğim gibi bir gerileme olmadı. Peki, iki bin onlu yılların ikinci yarısından itibaren giderek ivme kazanan özel tiyatro seyircisinin artışı göz önüne alındığında günümüzde tiyatronun altın bir çağ yaşadığını pek kolaylıkla dile getirebiliriz. Ciddi rakamda özel oyunlar, yurt içi-yurt dışı turneler düzenlenmekte. Sizce bu yükselen tiyatro seyircisi ivmesi nereden kaynaklanıyor? Bu artış nicelikli ya da nitelikli bir artış mıdır?

     İki bin onlu yılların başında filizlenmeye başlayan ''kişisel medya'' iki bin on beşten sonra tam zirveye oturdu. Artık herkesin kendi; bir televizyon kanalı, şuanda okuduğunuz üzere bir köşe yazısı, fotoğraf sergisi oldu. Ve diğer insanlar ile herkes bir reyting savaşı halinde. Like, RT, Tık... 

      İnsanlar kendilerini başka bir; insana, gruba, sınıfa karşı tanıtma çabası içindeler. Karşı cinsi bile önce sosyal medya hesaplarımızdan etkilemeye çalışıyoruz. Kendimizi bu şekilde ispat ediyoruz. Ben; entelektüelim, kitap okuyorum, sanata ilgim var, fakir değilim, müziğe aşığım vs vs vs... Kendimizi belki de olduğumuzdan farklı lanse etmeye kalksak da dönemin şartlarına göre savaşıyoruz. Bir kadnın/erkeğin kalbine/yatak odasına girmek için; toplumda belirli elit bir zümrenin içinde yer alabilmek için; maddi çıkarımızın olduğu yerde bulunmamız için aslında bütün savaş. Ve bu savaş tarihin her döneminde var olmuştur. İlk başlarda okla hayvan avlayarak, şimdi de reyting alarak kazanılan bu savaş evrildikçe devam edecek.

     Tiyatromuz; savaşın bu döneminin getirdiği yöntemlerden güzel etkilendi. İnsanlar diğer arkadaşından/rakibinden bi adım daha önde olmak için, televizyon karşısında izlediği ünlü kişiyi, canlı izlemek ve bunu fotoğraflamak/videolamak istedi. Sosyal medya hesabından bileti ve salonu konumlayarak paylaştı. Beğendiği kadının/erkeğin gözünde bir adım öne geçti. Girmek istediği bir grubun alanına daha da yaklaştı. İşte tiyatromuzun altın çağını tekrar yaşıyor olmasının bence en yalın sebebi budur. Bu altın çağın uzunca bir süre devam etmesini temenni ediyorum.

     Ben de diğer rakiplerimden bir adım öne geçmek için -hazır bahsi geçmişken entelektüel gözükeyim- bir anektodu paylaşmak isterim :) İki ay kadar önce İzmir Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu'nda Okan Bayülgen tarafından hazırlanan Harem Kabare'ye gittim. Yukarıda bahsettiğim tüm fotoğraf ve video paylaşım işleri yapıldı. Tiyatro başladı. Ne yazıkki hala paylaşım yarışında olan ANDAVALLAR yüzünden oyuna konsantre olamıyorsunuz. Oyun esnasında hiç o değilmiş gibi flaşı açıp videosunu çekenler hatrı sayılır kadar oldu. Tamam bi çok insan laf olsun diye geliyor olabilir. Gelmeyin diye demiyorum. Oyun kapanınca lütfen götünüze sokun o telefonları!

     Sürç-i Tuş Ettiysek Affola :)

31 Temmuz 2019 Çarşamba

Uykusuzuz Amirim

     “Hanımlar, beyler hoşgeldiniz Uykusuzlar Kulübü’ne. Stüdyodaki izleyenlerimiz ve sizler bizi hangi monitörden, hangi mecradan izliyorsanız, sizlere de güzel bir gece diliyoruz” diye başladı kral, YouTube’un sikik reklamına daha girmeden evvel...
     Efsane bölümü, yine başka bir çılgın partiden kafamı kaldıramadığım için cumartesi gecesi televizyondan izleme şansım olmadı. Hani sabah uyandığımızda, “ulen kürrek mi vardı da gece geç yattım” sorusunun cevabı, bu gece için geçerli değil, çünkü bu geceyi tam da kürrek gibi efsane Uykusuzlar Kulübü gecesi yaptım. Erdal Beşikçioğlu ve Okan Bayülgen çok uzun zaman sonra tekrar makinada buluştu.
     Buluşmanın asıl amacı tabi ki yeniden yayına başlayan Behzat Ç. idi. Erdal Beşikçioğlu için ise başka bir amacı daha vardı bu buluşmanın... Yıllar önce Tv8 stüdyolarında katıldığı programda Okan Bayülgen ona, Behzat gibi kült işlerin özel platformlarda, sosyal medyada, internette bir şekilde televizyondan bağımsız olarak yayına geçeceğini söylemişti. Erdal bey ifadesinde, ben bunu duyduğumda umursamadım, bir kulağımdan girip diğerinden çıktı, diyip. Okan Bayülgen’e sen aslında çok haklıymışsın deme amacı idi bu buluşma.
     Tiyatro, edebiyat, sinema enfes bir sohbet dizayn etmişler. Sohbet o kadar lezizdi ki, bunu yaparken ne bi tokata, ne de bi tuzlama şovuna gerek bile yoktu. Çünkü malzemeler enfesti! Sanatçının, ülkenin sosyolojik yapısında eskiden olduğu gibi yeniden aktif ve uzlaştırıcı olmasından söz ettiler. Biraz cesurca, biraz tedbirli, siyasete; siyasetçilere çakarak söz ettiler hem de!
     Tiyatro konusunda pek bilgi birikimine sahip olmasam da, herkesin gördüğü kadar görünen bir gerçek var; tiyatroya gitmeme alışkanlığı... Belki denildiği gibi bu bedavacı zihniyetin bir sonucu, fakat farklı bir açıdan da bakmak gerekir ise; toplumda yer alan bireylerin iç güdüsel veyahut sonradan öğrenilmiş ihtiyaçları bulunmakta. Bu ihtiyaç listesi aciliyet önceliğine göre dizilmekte. Ne yazık ki toplumumuzun çoğunluğunu oluşturan orta sınıfımızın, temel ihtiyaçlarından sonra, sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak bir bütçesi kalmadığı  için, tiyatro diğer sanat dalları sadece belli bir zümrenin etrafında dönüyor. Ya da sadece belli bir zümre tiyatro ve diğer sanat dallarını ayakta tutabiliyor. Bu da benim naçizane bir görüşüm.
     Coğrafyamızın kaderini kabul etmeyip, savaşan tüm direnenlere selam olsun!
     Inna, Rihanna, Çav :)

1 Haziran 2019 Cumartesi

BİN AYIN KRALI

     Adına hayat dediğimiz, anne rahminden toprağa doğru süre gelen bir geçişin, sürekli akan maratonun baş kahramanıyız. İçinde kendimize yer edindiğimiz çöplüğün, en güçsüz lakin en güçlü metasıyız. Sahip olduğumuz en derin kuvvet ile; en güçsüz iken, en güçlüyüz aslında. Akılla...
  
     Televizyonun asi çocuğu, hırçın kralı, malumunuz Okan Bayülgen; terk ettiği mobilyaya tekrar geri döndü. Dönüşü yine kendine yakışan bir düelloyla oldu diyebiliriz. Hem tematik, hem de yeni kurulan bir tematik kanal olan TV100 ile yüzlerimizi YouTube'dan birazcık ünitenin üstünde duran annelerimizin laf olsun diye açık bıraktığı mobilyaya çevirdik.

     Dünkü Cuma gecesi yayınlanan Muhabbet Kralı programı ile Ramazan ayının en güzide gecesi Kadir Gecesi'nde gecenin anlam ve önemini tam da karşılayan Kur'an-ı Kerim konuşuldu. Hazreti peygambere Kadir Gecesi indirilmeye başlanan ve ilk ayeti ''OKU'' emri olan Kur'an-ı Kerim'i ne kadar okuyabildiğimiz ve anlayabildiğimiz konuşuldu. 

     Program, isimini vikilediğimizde ''Türk akademisyen, Kur'an araştırmacısı ve yazar'' titri ile çıkan Sayın Caner Taslaman ile başladı. Elmalılı Hamdi Yazır, Hüseyin Atay, Cübbeli Ahmet Hoca vb diğer Kur'an-ı Kerim tefsir veyahut meal olan kitaplardan Fatiha Sureleri karşılaştırılarak incelendi. Klasik Türk aile geleneğinden ve okullardaki zorunlu din derslerinde ezberlenen Fatiha Suresi'nin anlamını gördük ki bilmiyoruz. Cumhuriyet ilanından sonra Atatürk'ün girişimleri ile Türkçe meal çalışmaları üstünde titizlikle durularak yapılmış. Lakin görüyoruz ki 1920'li yıllarda yapılan mealin dili ile otuz yıl sonraki ve günümüzdeki meal ve dil ile ciddi anlaşılmamazlıklar var. 

     Özellikle Hüseyin Atay'ın yapmış olduğu meal kitabını günümüz gençlerinin daha iyi anlaması açısından çok değerli buldum. Caner hocanın da aslında ısrarla üstünde durduğu konu, kitabımızın en yalın halinde bile okunmasıyla ana hatları itibariyle anlaşılacağı olmasıydı. Diğer hocalar ile biraz bu noktada ayrılıyor. İsmini vikilendiğimizde ''Halk arasında Cübbeli Ahmet Hoca olarak tanınan Türk vaiz ve hafız'' titri ile çıkan ikinci konuk Ahmet Mahmut Ünlü, sadece meal kitaplarını çok tehlikeli buluyor mesela. Bu tehlikeli bulma olayını aslında kendi anlattığı anektodlar ile çürütüyor diyebilirim. Cahiliye dönemine ait bir olayı anlattı: Kur'an-ı Kerim okunurken müşfikler farazi sesler, gürültüler çıkararak Kur'an ayetlerinin duyulmasını engellemeye çalışırlarmış, duyulup da anlaşılmasın diye. Bu anektod tesfirsiz meali tehlikeli bulmasını bence çürütüyor.

     Kur'an ayetlerinin meallerini okurken kullanılan zamir konusunda iki hocaya da güzel soru sordu Okan Bayülgen. İki hocadan da tam tatmin edici bir cevap alınamadı bence. 

     Bu yazıda anlatmak istediğim şu hoca iyidir, bu hoca kötüdür olayı değil. Gecenin anlamına tam da güzel uyan bir program yapılmasıdır. Evlerimizin en güzel yerlerinden ''sakladığımız'' Kur'an Kerim'i sadece saklamak ve saygı duymakla değil, onu okumak ve anlamakla yükümlü olduğumuzu hatırlatması açısından çok güzel bir program oldu. Caner Taslaman'ın konuk olduğu birinci bölümün daha verimli geçtiğini eklemeden geçemeyeceğim zira Cübbeli Hoca'nın bölümünde Okan'ın sorularını ne yazık ki pek göremedik. 

     Kıçıma su kaçtı, orucum bozuldu mu? AcuR'a aşık oldum, benim gibi deli oğlana AcuR'u kendime bağlama duası var mı? Gece sakız çiğnedim, dedemin mezarda ters döndü mü? 

     Yaz yaz bitmeyecek, işin suyunu çıkarmaktan başka bir işe yaramayan, kutsal olan dinimizin mahremiyetini ve özünü baltalayan sürüsünce din programları yapılıyorken, gerçek manada bu iş için elini taşın altına koyan kral OKAN BAYÜLGEN'i yürekten tebrik ediyorum. 

     Programı kaçıranlar buradan Caner Taslaman'lı birinci kısıma, buradan da Cübbeli Ahmet Hoca'lı ikinci kısma ulaşabilirler. YouTube üzerinden görüldüğü üzere din konusunda bile popüler olana her zaman zaafımız var. Neden mi? Bkz: Caner Taslaman ve Cübbeli Ahmet Hoca görüntülenme sayıları :)

8 Şubat 2016 Pazartesi

#DADA

     Ekranda büyük bir üstadın harikulade programı var. Ergenliğimizi, genç adam, genç kadın oluşumuzu yaşadık; yaşıyoruz, ekşimtırak bir meyvenin damakta bıraktığı enfes tat misali seninle. Ve hatta yaş almış (senden öğrendiğimiz tabir) adam, kadın; bitirmediği gençliğini yaşıyordur her cumartesi gecesi. Fevkalade sadakat ile yüzlerce kilometreyi tefe koyup yanına geliyoruz. 

     Son zamanlarda biraz farklı gibi değil mi? Aslında siz o farkı yanlış anlıyorsunuz. Okan'a gıcıklık olsun diye geç başlıyor sanıyorsunuz. Göç Zamanı dizisi ile size zulüm yapılıyor sanıyorsunuz. Asla! Adam gibi adam kanal Star TV(!), Londra'da prime time zamanında Dada izlensin diye 01:00'da başlatıyor programı.

     Ritüel bir cumartesi gecesi daha... Ergen yıllarımın dans eden kadını Nez, ilk kez gördüğüm ''Aaa bu Nez'in, ben ergenkenki hali değil mi?'' dediğim hatun, sesine sinir olduğum -kıskanmıyorum!- kel Ceyhun Yılmaz :), ikinci kel, kellere karşı alerjisi olduğunu düşündüğüm entarisi yarım ve ayakkabılara gömen kadın, çizgileri konuşturan adam Erdil Yaşaroğlu, Kötü Kedi Şerafettin'i animasyona çevirdiğini öğrendiğimiz Mehmet Kurtuluş (kesinlikle izlenmeli, hafta sonu giden arkadaşlarımın hepsi olumlu rapor verdi), sesine ve fiziğine hayran olduğum kadın Fatma Turgut ilk konuklardı. En azından hafızamda yer edinenler bunlardı. Eureka! Nez'in yanında bir arkadaş vardı 7, onu da es geçmeyelim dimi.

     Medya Arkası bariz bir şekilde sansür kokmaya başladı. Star'daki Seda ablamızın ve kısa ceketli ağabeyimizin çay içmeli, bol kulisli, az sevişmeli programı artık Medya Arkasında yer almıyor. Bu durumdan çok şikayetçiyiz. İki haftadır mükemmel insanlar evlenmeye geliyor. Farzı misal geçen hafta ilk görüşmede (çay içmeden önceki ilk fasıl) kara sevdaya tutulan ablamızın aşkına nazar değdi. Talibi olduğu beyefendi ile birlikte beyefendinin yaşadığı yeri görmeye gitmişler. Yolda para mevzusu yüzünden araları açılmış ve yıldırım aşkı yıldırım karesi ile sona ermişti. İki aday karşılıklı anlaşıp şiddetli anlaşmazlıktan dolayı farklı adaylara yöneldiklerini açıkladılar. Türkiye buna hazır değil tabiki! Lakin iki çılgın aşık yeni adaylarla tekrar bir aşka yelken açarlar ise toplum olarak umarım rahatlayacağız. Umalım ki bir dahaki seferde para mevzusu problem olmayacak adaylar denk gelir. Star TV de bu sansüre son verirse Medya Arkası'nda gelişmeleri bi güzel izleriz. Zuhal Topal'ın çay içmeli programındaki teyzemizin isteği ne kadar da içten değil mi? Onun kriterleri daha manevi... En kısa zamanda ona da güzel ve maksimum elli altı yaşında kısmet inşallah.

     Milletçe hasretinden tarumar olduğumuz Survivor da bu sene Yılmaz Morgül ile başladı. Haftaya Medya Arkası'nda coşacağımızı şimdiden hissediyorum. ''Türkiye'nin süper starı beeeeenimm'', asın balkonlara bayrakları Yılmaz Morgül geliyor!

     Nez'in gençliğine benzeyen hatun tayt entarisi ile şovuna başlamak üzere iken, stüdyo seyircilerinden biri kameraların önüne fırladı. Sadece kendi fırmalamadı, garip bir sarı tona hakim sütyeni de kameralar önüne fırladı. İletişim fakültelerinde radyo sinema televizyon bölümü okuyan gençlere ders niteliği taşıyan hadise tam o an başladı. Okan Bayülgen televizyonun çocuğu, şaşkınlığın verdiği soğukkanlılık ile kıza sarıldı. Ekran başında donduk kaldık. Konukların gözleri şaştı kaldı. Ceyhun Yılmaz, alevlenen ateşi söndürmek için üstünüzdekini çıkarıp ateşin üstüne atarsınız oksijeni kesersiniz ya hani o refleks ile çıkardı ceketini. Gerçekten ortada oksijen ve ateş vardı. Elinizde olmayan bir nedenden ötürü cezalandırılıp yanabilirsiniz o durumda. Okan Bayülgen kıza konuşabilirsin ama soyunmadan dedi. Israrla rejiye yayını kesmemesini söyledi. Kıza ne demek istediğini sordu. Bizler de duyduk kimi neyi protesto etmek istediğini. Kıza, hem kendisi için, hem kendi için, hem kanalı için protestosuna izin vermedi. Ne kaba kuvvet, ne al şunu şurdan ile... Konuştu... Sadece konuştu! Kız özür diledi ve geçti yerine ve daha sonrasını bilmiyoruz.

     Kelimelerimin yetersiz kaldı farkındayım. Nasıl bu kadar profesyonelsin! Mükemmel! Twitter'da tweetlere baktım. Genel olarak herkes Okan Bayülgen'in bu durumu harika kontrolünü yazmış. Yüzde yirmi diyebileceğimiz bir kesim bunun bir senaryo olduğunu yazmış. Bunun öyle olmadığını programdaki herkesin yüz ifadesinden ve Okan'ın soğukkanlı şokundan anlamak mümkün. Tabi ki Beyaz'dan sonra kendi programında bi' şeyler olmasına hazırlıklıydı. Ona sözüm yok. Fakat mükemmel bir kontrol var ortada. Okan Bayülgen'e bir defa daha hayran kalmak için geçerli bir sebep değil mi?

     Güzel ülkemin bu boktan hallerinden kimse memnun değil, farkındayız her şeyin. Her şeyde olduğumu gibi sapla samanı birbirine karıştırıyoruz. Eğlence programı be kardeşim! Elimizde avucumuzda klasik saydığımız nadir eğlencelerimizden biri kaldı onu da sikip atmayın! Barış ne klavye başında twitterda elde edilir ne de şov programında soyunarak. Farklı görüşlerin ideolojilerin olabilir. İdeolojini anlatma, yayma propaganda etme yolları vardır. Mevcut iktidardan memnun olmadığını söyleyen milyonlarca genç var. 7 Haziran ve 1 Kasım'da kaç milyon kişi sandığa gitmemiş bi bak! Milyonlarca üniversitelinin kaçı sandık kaydını okuduğu ile almış bir bak!

     Sıradan bir cumartesi gecesi, ulusal bir kanalın şov programında soyun, slogan at sonra izle başına gelecekleri. Bir şeyleri değiştirmek mi istiyorsun? Önce çevrendekilere anlat, inandır, örgütlen sonra git oy kullan kullanmaya teşvik et. 

     Beyaz Show'a rekor bir ceza kesilmiş. 850 bin TL. Kanalın kararı mı yoksa başka birilerinin kararı mı bilemem bant yayını yaptı bu hafta. Yılbaşında dahi bant yayını yapmamış Okan Bayülgen'e de böyle bir yöntem uygulanır mı bilemem? Okan'ın da bunu kabul edeceğini sanmıyorum. Velev ki olursa change.org'da imza kampanyası açacağım! En azından önümdeki klavyeyi kullanabildiğim kadar yararlı kullanmayı tercih ediyorum. 

     Eleştireceksiniz, adamın tek derdi bir şov programı olmuş diye. Aslında tam öyle değil. Artık bazı şeyleri takmıyorum. Neden mi? Seçim zamanı bi arkadaşımın seçim kaydını aldırması için götümü yırttım. Ondan daha çok uğraş verdim. O sikine takmadı. Ara ara görüyorum twitterda ülkeyi kurtarmaya çalışıyor. O zamandan beri gülüp geçiyorum, takmıyorum.

     Son olarak Haldun Dormen'in Sahne Tozu Tiyatrosu, Konak'ta, o meşhur YKM'nin arka tarafında! Saat Kulesi'ndeki güvercinlere bile sorsan gösterir. :)

8 Kasım 2015 Pazar

Bi Dal Versene Baba

     Uzun zaman görmezsin ya hani, ama o senin için önemli bi' insandır. O önemli insanı uzun zamandan sonra ilk görünce napacağını şaşırırsın. "Kanka Okan başladı napim" dedim, "Doğal davran be oğlum" dedi. Masanın üzerine ayakları uzattım, kıç kemiklerimi inceden ızdırap çektiren sandalyeme minik dokunuşlar ile koloni kurdum, en doğal halim ile.

     Biz seni çok özledik be abi/baba...

     Cümlelere en afilli kafiyeler uydursam en sikik (sikik meal: sikilip hoyratça kenara atılan) uyak olur duygularımızın yanında. Sana olan sevgimizi uzun uzun anlatmayacağım. Uzun süre yurtdışında kalan, döndüğünde hayatında ilk kez belki de son kez gördüğü pasaport memuruna gözleri gülerek bakan insan vardır ya, onun vatan sevgisi kadar belki de bizim Okan sevgimiz.

     Programına iki kez geldim. Birinde bayağı yakındı oturduğum yer Reyhan'ın olduğu bölüme(TV8 dönemi). Şarkı arasında torbandan bi' dal çıkardın yaktın. Kokusu o kadar güzeldi ki. Hala burnumda tütüyor. Allah nasip ederse bu sene tekrar geleceğim ama bu sefer bi' dal versene baba!

     Bi' şey söylücem tam da bu satırda, "iyi geceler"!

26 Nisan 2015 Pazar

Periscope

     Aynaların belli açılarda ve yüzleri birbirlerine bakar halde, altlı üstlü gelerek, denizaltılarda içeriden dışarıyı görmeye yarayan düzenektir, periscope. Bu mantığın tam zıttı olarak ele alınan, yani anlık görüntüler ile içerideki olan bitenleri dışarıya aktaran sosyal medyanın yeni mecrası "Periscope"...

     iOS işletim sistemindeki (yakında Android'de) akıllı telefonlarda kullanıma sunulan Periscope'u ilk gördüğümde "bi arkadaşa bakıp çıkmadan" olmaz diye düşünüp uygulamaya daldım. Twitter hesabınızla kolayca hesap oluşturabiliyorsunuz. Hesabınızdan anlık canlı yayınlar yaparak, tıpkı Twitter'da olduğu gibi takipçilere sahip olabilirsiniz. Böylelikle daha sonraki yayınlarınız takipçilerinize bildirim olarak gider yayınlarınızı sizi takip edenler kaçırmamış olur. Yayınlarınızı kaydetme şansınız da olduğundan kendi arşivinizi oluşturabilirsiniz. Yayınlarınız global bir hal de alabilir. An an saniye saniye sizi kaç kişi izliyor görebilirsiniz. Belli evlere yerleştirilen reyting cihazları gibi değil! 

     Uygulama, Hürriyet'ten Ahmet Can Sit'in haberine göre "Gezi"den fikredilmiş. İran'lı Kayvon Beykpour; 2013 Haziran'ında İstanbul'da insanların Gezi  Olayları'nı sansürsüz yayınlama çabalarını görmüş. Halbuki biz ne güzel genel kültür seviyemizi arttıran penguenli belgeseller izliyorduk. Haberi yok garibim İranlı'nın. Amerika'ya dönünce de ortağı ile Periscope'u geliştirmiş ve 200 milyon $'a Twitter'a satmış.

     Türkiye'de ve dünyada milyonlarca dolar ve eurolar harcanarak alınan spor karşılaşmaları yayın haklarına karşılık elinde biletin ile maça girip akıllı telefonun ile canlı yayın yapabilir. Büyük büyük kanal binalarının şaşalı canlı yayın stüdyolarına karşılık elindeki akıllı telefon ile canlı yayın yapabilir. Terör örgütleri de infazlarını canlı canlı gösterebilir. Gelişme çağındaki bi çok çocuk kendini kolayca ifşa etmekte ve çocuk pornolarına da kolay ortam oluşturabilir. Bu uygulamada neyi ne kadar kontrol edebiliriz bence bunu iyi tartışmak lazım. 

     Türkiye'de canlı yayın bağlantıları, Avrupa ülkelerindeki yayınlara göre çok kopukluk yaşamakta. Sabredersek 4G yerine 5G'ye geçtiğimizde artık canlı yayın araçlarına bile gerek kalmayacak. 

     Magazin programlarında bile, ünlülerin yaptığı yayınlardan dolayı Periscope yer almakta, gazetelerde haber olmakta Periscope... "Bu yazıyı bile Periscope için yazmışsın amk" diyorsun, deme. Ben golümü sona sakladım. 

     Yıllarca adam bağırdı. "Koca koca tv binaları yapmaktan artık vazgeçin". "Artık herkesin bir medyası var" dedi de durdu Okan Bayülgen. Herkes o zamana daha çok var gözüyle baktı ama bak ufak ufak geliyor işte. Ceyhun Yılmaz radyo programının müzik ya da reklam aralarında ustream üzerinden canlı yayın yapmaya başladı. Hatta sonra PACYA adı altında oluşum gerçekleştirdi. Hatta ve hatta yanlış hatırlamıyor isem paralı bir medya patronuyla bu işi markalaştırma olayına bile kalktı ama ileri görüşlü medya patronu kabul etmedi.

     Bizim paralılar beğenmez, İran'lı Kayvon voleyi vurur...

19 Nisan 2015 Pazar

Aslında #HepimizBeyzayız

     Uzun bi aradan sonra tekrar yazmaya başlıyorum. Bu satırlara tıklamadığım her bi karakter sayısı kadar o kadar pişmanım ki anlatamam. Artık siz değerli okurlarım ile daha iç içe olacağım.
     Yazıya bu denli riyakâr başlamayacağım tabi ki. Zira beni yazmaktan alan herhangi bir şey yoktu. Üşengeçlik, götümü kaldıramamak falan filan blogumdan uzak kalma sebebim. Herkes gibi; başımı kaşıyacak bi zamanım da yok cümlesi de değil. İnsan yirmi dört saatlik zaman diliminde okumaya ve yazmaya illa ki zaman ayırabilir. Cinsel organımıza bile özel zaman ayırmıyor muyuz sonuçta?
     Ritüellerim vardır benim. Hayatımda önemli dönem arz eden sınav geceleri Okan Bayülgen izlerim. Bu ritüel iki bin altı yılındaki öğrenciyi önce pozisyona sokma sonra da yerleştirme sınavı ile başladı. Yarın (Pazar saat 9:30) da Açıköğretim Fakültesi'nin son sınıfına geldiğim vize sınavım var. E geleneği bozmak olmaz dimi ;)
     Daaaat daaaat daaaat... İlk reklam arası dönüşünden sonra programa Beyza bağlandı. Tanıdın dimi o Beyza'yı? Bana hayır deme. Nasıl tanımazsın? Sen Beyza o Beyza, ben Beyza o Beyza, annenin kısır gününe gelen gözlükleri burnuna gelen Beyza teyze o Beyza, babanın dükkanına gelen karısının verdiği iki yumurta siparişini almaya gelen Beyza o Beyza, üniversitede farklı bölümler okusanız da ev arkadaşın Beyza o Beyza... O Beyza, bilimsel bi yaklaşım ile programın Prof Dr'u, deneysel yaklaşımı ile bilinen hidrojen ve oksijeni birleştirme TARZı ile bilinen yarışma programı yarışmacısı Özlem'e bilimsel bir soru sordu. Ardından yüz seksen derece dönüp Okan'a nükleer santral serzenişinde bulundu. (Geyik yeter gari değil mi?)
     Okan Bayülgen, özellikle çocuk olduktan sonra asilikten biraz daha yumuşama evresine geçti diye düşünmedik mi? Şahsen ben düşündüm çünkü ROK kendisine TV'de demediği ağır laf kalmamasına rağmen yıllar sonra kendi programında konuk alması, kendi eliyle meşhur ettiği adamların işten ayrıldıktan sonra kendisine geçirmelerine sessiz kalması, toplumsal olaylarda artık eskisi gibi sevdiğimiz tavrı ile yani arıza haliyle olmaması vs vs... Biz Okan'ı haksızlığa karşı durması ile alıştık.
     Beyza'nın nükleer yakınmasına verdiği cevap ile aslında bu eleştirilere köküne kadar soktu. NTV'de, TV8'de, HaberTürk'te bir çok tematik program yaptı. Kaç kişi izledi? Reytinglerde kaçıncı sırada kaldı? Adama aslında biz istediğimiz gibi yaptık, arz talep ilişkisi... Show ağırlıklı programları iyi reyting yaptı demek ki biz böyle istedik. Sadece Show yap ve bizi güldür. Haklısın abi! Haklısın baba! Öyle başa böyle tarak, öyle göte böyle yarrak! Çocuğun olması falan değil. Tam tersi çocuğuna daha iyi bi gelecek daha iyi vatan bırakmak istemez mi insan? Nükleer reklamında gülen çocuklar değil gerçekler... 
     Beyza'lar(!) gelecek, Okan'ın değil bizim elimizde! Zira torunlarımız bu yarımadadan başka adalara kaçmak zorunda kalabilir. Kimisi ünlü kimisi gönüllü olarak!

9 Kasım 2014 Pazar

OKAN BİZE NAPTI?

25 yaşındayım. Daha gerisini bilmem. Üç-dört kuşak yetişti seninle. Kendi kuşağım için diyorum. Hani o internet ve sosyal medya ile haşır neşir olan kuşak için. Okan bize naptı?
























Sikmişim edebiyatı, söz sanatlarını, üstteki boşluğu dolduramam, sen bize neler yapmadın ki amk? Ekranda, radyoda, sosyal medyada her ne yerde olursan ol. Bizi yalnız bırakma, hep bizimle ol. Daha öğrenecek çok şeyimiz var. Sen öğret ki, sen göremesen bile İstanbul'lara çok şey öğretelim.

4 Ekim 2014 Cumartesi

Bu Bayramlara Bi Başlık Koyamadım

     Cadde mağazaları ya da AVM mağazaları çocuğu değildi. O zamanlar zaten yoktu muhabbeti değil, bu zamanlardaki kadar yoğun olmasa da her şehirde vardı illaki. Semt çocuğu edası vardı zaten mizacında o yıllardan beri. Aptal bakışlar atan, topuz alnının altında şemsiye kaşlı piç kurusu... Koca koca adamların sütyen akıp, kafalarına don geçirdikleri ve sonuna doğru vardığında olayın sebze meyveye bağladığı mağazaydı bizimkisi. Yol boyunca etrafla selamlaştığın, durup iki laf tokuşturduğun mağaza...

     Tekstil işçisinin emeği ile harmanlaşmış çok makineleşmemiş; bi pantolon, bi gömlek, omuz kemeri ve daha üzerinde kullanılan yapıştırıcının kokusu gitmemiş bi çift ayakkabı... Bayram pazarının bayram alışverişi böyle idi bizim oralarda. Normalde on gibi kapanan fakat bayram diye daha çok müşteri daha çok para için gecelere kadar açık cadde mağazalarındaki cebi şekilli üç beş zibidinin kahrını çekmek zorunda olan reyondan görevli personel değil; sapına kadar pazarlığını yapan en fazla akşam ezanında tezgahı toplayan kotçu Hüseyin, ayakkabıcı Erol, kuruyemişçi Mehmet ağabeydi...

     İyi bayramlar...

18 Haziran 2014 Çarşamba

Ekmektir İnsanoğlu

     Ekmeleddin İhsanoğlu...

     Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yaklaşık bir aydır sivil toplum kuruluşları ve medyanın aydınlar olarak nitelendirdiği gruplar ile temas halindeydi. Tüm görüşmelerden ve kamuoyunun genel tutumundan yola çıkarak Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye bir isim ile gitti. Ekmeleddin İhsanoğlu...

     Haber kanallarının son dakika yayınladığı bu isim ile birlikte hepimiz viki ve google amcaya koştuk. Twitter'da topic yaptık. Hatta WorldWide'da birinci sıraya koyduk. Ekmeleddin Bey'in tanınıp tanınmaması değil aslında olay. Zira daha önceki Cumhurbaşkanımız A. Necdet Sezer de zamanında tanındığını sanmıyorum. Şahsen ben tanımıyordum dememi beklemeyin. Ergenlik dönemi bilirsiniz, insan sadece önündeki ile ilgileniyor. 

      Asıl merak edilenlere gelince;


  • CHP bir isim önerdi ve o isim MHP tarafından kabul edildi. Peki MHP'nin düşündüğü bir aday yok muydu? Varsa CHP'nin adayından eksik yanları mı vardı?
  • Bir aylık süreç içerisinde Kemal Kılıçdaroğlu'nun görüştüğü STK'ların görüşü ne idi? Ekmeleddin Bey tam olarak ortak payda mıydı?
  • CHP tabanının istediği Reis_i Cumhur adayı nasıl bir profildi? 
  • MHP tabanının istediği Cumhurbaşkanı adayı nasıl bir profildi?
  • CHP içinde kaç kişi bu ismi seçti? Başka adaylar var mıydı? Var ise diğer adaylar arasında demokratik bir oylama mı yapıldı?
  • CHP 2014 yerel seçiminden kendi adayını sunabilecek kadar oy alsaydı, yine aynı ismi aday olarak sunar mıydı?


    Adaylığın açıklanması sonrası genel tepkilere gelince

  • Sosyal medyada CHP'ye gönül vermiş kişiler Ekmeleddin Bey'in özgeçmişini incelediğinde bir noktaya takılmış durumda ''İslam Konferansı Örgütü''... (Bunu Chp'ye gönül veren bütün kişilere indirgemiyorum)
  • MHP adaydan mutlu ve MHP'li seçmenler dikkate değer olumsuz yaklaşımda bulunmadılar.

     Devlet Bahçeli'nin aday tepkisini capsle belirteyim :





Facebook                                 Twitter

14 Mayıs 2014 Çarşamba

SOMA

     Birinci sıradadır. Her meslek grubu kendi işinden önce madenciliği, maden işçiliğini en zor meslek olarak görür. Riyakarlığın daniskasıdır. ''Maden işçisinden sonra en zor benim işim'' der tüm meslek grubundan çalışanlar. Bu tehlikeli meslekte 21 Haziran 1935'te Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kadın ve çocuk işçi çalıştırılması yasaklanmıştır.

     Tomalar ile biber gazları ile coşku ile kutlanan 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı'ndan henüz iki hafta bile geçmemişken, bugün Soma'da yangın sonucu madende mahsur kalan işçilerimizin 154'ünün şerefli naaşına ulaşıldı. Henüz satırlarıma devam ederken içeride hala 150'den fazla işçinin olduğu belirtilmekte. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız işini çok iyi yaptığı için sosyal medya üzerinden yapılan eleştiriye kızıyor. Maden işçisi en nihayetinde, ölmek var kaderinde.

     Alışmadınız mı yoksa siz hala? Her yıl on - onbeş maden işçimizin ölmesine. Alışmadınız mı yoksa siz hala? Her yıl onlarca kadının kocasız, onlarca ananın evlatsız, yüzlerce çocuğun babasız kalmasına. Alışmadınız mı yoksa siz hala? Suriye'de ölen Esma ile Gezi'de ölen Berkin'in ideolojik orospu zihinlerle ayrıştırılmasına. Alışmadıysanız şaşırmanız normal, Somali'de ölen Müslüman kardeşlerimiz için olağanüstü hal ilan edilip, Soma'da ölen Müslüman kardeşlerimiz için sosyal medyanın azarlanmasına.  

     İktisat derslerinde anlatılan bir örnek vardır. Su - elmas örneği... Elmas maddi olarak çok değerlidir. Yaşama enerjimiz olmazsa olmaz içeceğimiz su maddi olarak çok az bir değere sahiptir. Elmas nadir bulunur, azdır o yüzden değerlidir. Su, kolay erişilir. İşte bu yüzdendir Türkiye'de işçinin canının değersiz olması. Kapitalist sistemin fahişe işverenlerinin dediği gibidir sistem. ''Bir Ali gider, bin Veli gelir''.

     CeHaPe ve MeHaPe zihniyetinden uzak durun. Her ne olursa olsun bi' CeHaPeli bir şey önerirse TBMM'deki gibi reddedin. Başbakanımızın dediği gibi en az üç çocuk yapın. Zira ölümlerden ölüm beğen ülkesinde bir kişi kalmaz vallahi!

     Hayatını kaybeden maden işçisi şehid yurttaşlarımıza Allah rahmet eylesin. Yakınlarına sabır versin. Her ölüm zamansızdır.

O değil de var mısın bu facianın altından bi darbe planı çıksın!


İletişim:

8 Mart 2014 Cumartesi

Oyun için Oku/Okut


     Malum bugün Dünya Kadınlar Günü fakat kadınlar ile ilgili yazmayacağım. 1930'lu yıllarda kadınlara verilen bir haktan devreye girip asıl konuma yöneleceğim. Seçme ve seçilme hakkı...

     Türkiye yerel yönetimlerini 30 Mart günü seçecek. Yerel seçim ile genel seçim propagandalarını bir hayli karıştırılması sonucu taktir ederseniz rezil bir siyasi ortam oluştu. Her gün en az üç miting yapan liderler -yorgunluktan mıdır, nedir?- sallamakta, ellerine kollarına sahip olamayıp halka tabiri caizse azarlamakta, dillerine mukayyet olamayıp sürçmekteler. Montajlar, şantajlar, paraleller havada uçuşmakta... Halbuki bu bir demokrasi şöleni olması gerekir. Mesela Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli ve BDP'den herhangi biri (çünkü tek bir kişi bilmiyorum malum hepsi eş başkan) şöyle toplanıp da bi selfie çekseler fena mı olur? :P

     İşin şakasını üst paragrafta bırakalım artık dimi? Daha ciddi olalım. Bu cümleden sonrasını daha dikkatli okumanızı ve okurken de düşünmenizi rica ediyorum, bunun için fontu büyüteceğim! 

   30 Mart 2014 Pazar Günü yaklaşık olarak 52 milyon 721 bin kişi sandık başına gidecek. Bir önceki seçimde yani 2011 Genel Seçimi'nde 52 milyon 806 bin 322 kişi seçmendi. Fakat sandık başına 43 milyon 914 bin 948 kişi gitti ve bu kişilerden 973 bin 185'i oyunu geçersiz şekilde kullandı. Yani bilerek veya bilmeyerek 9 milyon 864 bin 559 kişi vatanına, bu hakkı ona tanıyan Atatürk'e ihanet etti! Size internetten çok kolay ulaşabileceğiniz iki tablo paylaşacağım. Bu tablo ile sen düşün bu vatana ihanet edenler neyi/neleri değiştirebilirdi bir hesap et!





     Aslında bazı şeyleri daha kolaylaştırabilsek. Aklımız fenalığa değil de dürüstlüğe ve adalete çalışsa. Belki kimse oy kullanmamazlık yapmayacak. Bu konuda kendimden de örnek vereceğim. Yaklaşık beş altı yıldır Eskişehir'de yaşıyordum. Doğal olarak seçim pusulam orada çıktı. Yasal süre dolmamasına rağmen pusulamı buraya aldırmak istedim. Fakat YSK'nın Aydın çalışanları sağ olsun yasal süreye iki gün olmasına rağmen yetiştiremediler. Eskişehir'e sadece oy kullanmak için gitmem tabi ki zor hele ki işsiz bir öğrenci için ama ne yapıp edip oyumu kullanacağım.

      Sen nerede kullanacaksın bilmiyor musun?

 Seni şöyle alalım ===> http://www.ysk.gov.tr/ysk/SecmenSorgu.html


DOĞUM GÜNÜ PARTİSİNE VERSEN BİLE
NE YAP, NE ET

 OYUNU KULLAN!!!

2 Şubat 2014 Pazar

Tiky Güneş


     Çılgın Cumartesi... Bir arkadaşımı askere uğurlayacağım o yüzden bi kaç gündür dışarıda sürtüyorum. Kahvehanede bi kaç pişti festivali yaptıktan sonra eve geldim. Ne yapsam ne etsem derken Cuma gecesi de tıpkı bu gece gibi çılgın geçti ve evde değildim. Makina Kafa'yı izleyemedim. O yüzden bilgisayarı açtım, anamları uyutup, Makina Kafa YouTube. 

     Memati, Suskunlar'ın sorunlu çocuğu, eski bir oyuncuya benzetilen kız, taçlı kazulet - hiç beğenmedim kendisini ne o öyle o kadar boy mu olur bu dünyada benim gibi tıfıl adamlar dolu-, Bay J, tiky bi kız, Fatih Ürek konuklu tatlı bir program olmuş. Program hakkında genel bir şey söylemeyeceğim. Diyeceksin ki e karının oğlu neden bizi bu satırlarla meşgul ediyorsun? Ben de meraklı değilim doğum günümde yazmaya. Bu satırlarla kafa sikme nedenim bizim okulun öğrencilerinden birinin bağlanıp ve gayet cool konuşup konuyu ''Gezi Olayları'na'' getirmesi oldu. Aslında tam da bu olmadı. Tiky olarak tabir ettiğim konuk kızın verdiği tepki oldu. 

     Okan her zamanki dürüst tavrı ile bir çok moderatör/sunucunun yapamadığını yaptı. İsim vermeyeceğim ama biliyorsunuz siz de bir çok eğlence programlarında olayın ucu Gezi'ye veyahut güncel siyasete geldiği zaman acayip bir gerginlikle sunucu konuyu değiştirme ve hemen kapatma eğilimine gidiyor. Genç tartışma programlarında örneğin Türkiye Tarımı tartışılıyor diyelim, konu ''Gezi'' ya da güncel siyaset kanalından bir şey eklenmek istendiğinde moderatör hemen devreye giriyor. Okan, Gezi hakkında yaptığı ve benim de bir çok noktasına katıldığım herkesin ''Gezi yaz aylarına denk gelmeseydi bu kadar yoğun katılım olmazdı'' olarak akılda kalan açıklaması kadar yine samimi bir açıklama yaptı. Sandığa yol gösterdi. Konuklardan ''Tiky'' sandığım kız hemen olaya müdahale etti. ''Sadece sandık yolu değildir.'' Evet, sadece sandık yolu değildir. ''Demokrasi mücadelesi sadece sandıkla verilmez, sandıkla iktidar mücadelesi verilir.'' İnsanlar her gün git gide artan yasaklarla yaşamaya çalışıyorlar ve buna alışma eğilimini göstermekte bir çok kesim. Fakat gençler yasaklarla yaşamak istemiyor. 

     Benim; öğrenci evinde kimle kalacağıma, öğrenim kredi borcumu ödemem için ne zaman evleneceğime, evlenirsem kaç çocuk doğuracağıma, efkarlanıp kafamın güzel olmasını istememi hangi saatte karar vereceğime, internette blogumda ne paylaşacağıma / porno izleyip izlemeyeceğime / sosyal medyada ne yazacağıma, eteği hangi boyda giyersem tecavüzü hak edip etmediğime, dindar mı yada kindar mı olacağıma, kurucumun ayyaş olup olmadığına, beni korumakla görevli polisimin destan mı yazdığına yada paralel mi olduğuna, ibadetimi bireysel mi cemaatle mi yapacağıma / hangi cemaatle yapacağıma... başkası karar versin istemiyorum. Ben bir genç ve yetişken olarak düşünebiliyorum. Kararlarımı hangi yönde verebileceğimi biliyorum. 

     Okan 12 Eylül döneminde ölen genç arkadaşlarından bahsetti. Aslında bizim bu düzeni bozmak isterken ölmemizi istemiyor. Arkadaşları kadar şansız olsa idi, ekran başında haran olduğumuz, ağzından kelimeler dökülür iken, ağzımız açık, ağzına baktığımız adam olmayacaktı belki de. Medya üzerinden verdiği siyasal demeçlerde daha kontrollü olmasının da sebebi bu zaten, bizim de ziyan olmamamız. Zira bu ülkeye hepimiz lazımız. Tıpkı Ali İsmail kardeşim gibi.

      Demokrasi ve özgürlük savaşımız sadece sandıkta kalmayacak. 

     Iphone, törpü, saç düzleştirici üçgeninde yer alan ''tiky kız'' olarak gördüğüm için özür dilerim. Böyle ''Güneş'' varken küresel ısınmaymış hikaye...


18 Ocak 2014 Cumartesi

Bayıra Karşı Yar Fakır


     Eskiden buralar hep tarla idi. Ekip biçip iyi kötü çıkan mahsulü tüccara gönderirdim. Tüccar da beğenirse aklına yatarsa kendi pazarında onu yayınlardı. 
     
     Eskiden daha çok yazardım bu blogda. Yazıp çizip iyi kötü çıkan yazıyı Okan'a gönderirdim. Okan da beğenirse twitterda paylaşır ve iyi okuma alırdı.

     Uzun süredir klavyenin tuşlarına senkronize basamıyorum sanırsam. Ya da o da değil bence, eğer sorun benim klavyede olsa, o zaman diğer klavyeler de mi benim gibi senkronize değil. Bence bizim tüccar artık bu tarladan ürün almaya kesmiş. Neyse biz yine de ekip biçmeyi bırakmayalım. Diğer çiftçi arkadaşlara duyurulur.

     Makina Kafa iki haftadır Cuma günleri yayınlanıyor. Bazıları için tercih sorunu çeker oldu. Beyaz mı? Okan mı? Bir çok kişi gibi bu tercih sorununu yaşamadım. 

     Asuman Krause ve Erkan Petekkaya'nın sırtlandığı bu haftaki program orta seviyede başladı, kötüye gitti sonra da iyi denilecek bir seviyede bitti. Asuman konuk olunca daha bi action bekledim programdan. Beklentileri tam olarak karşılamasa da halk dilinde çok bilinen ''Bayıra karşı yatır beni, tırmala beni, kaşı beni'' lakırdısı ile içimizdeki közü harladı diyebiliriz. Herkes bi azgınlık peşinde izleyici olarak bunu istiyoruz. Hadi ordan biri bi piçlik yapsa da gülsek derdindeyiz. 

     Geçmişini silemezsin bölümü de çok iyi olmuş beğendim. Konuklar gereği sadece iki kişide yapılabildi. Çünkü Asuman ve Petekkaya'nın geçmişinden söz edebiliriz. Diğer konukların eskiye dönük bi on yıllık falan medya mazilerinin olmadığı apaçık ortada. Fear Factor Asuman Krause'nin de eline bi şey verecekken gözlerinin açık olması gerektiğini ve onu görmesi gerektiğini de anlamış olduk. Erkan Petekkaya dansları ve Okan Bayülgen canlandırması kahkaha ile geçmişimizi zikti attı resmen :)

     Medya Kafa ile keçiler, fakırlar, camlar birer film şeridi gibi geçti. Erkan Petekkaya'nın bu adam da oy kullanıyor cümlesi gayet talihsizdi. Demokratik bir ülkede herkesin seçme ve seçilme hakkı vardır. İnsanlar IQ seviyesine göre seçme ve seçilme belirlense beş yüz elli vekili toplayamayız ne yazık ki. Ne olursa olsun bu ülkede bir çoban ile Aysu Kayacı'nın oyu eşit sayılacaktır. Çünkü egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Medya Kafa bölümünde her şeyi anlarım da o Özcan mıdır nedir onu programa çıkarmayı anlamam. Okan Bayülgen ve ekibinin geceye fiyaskosudur. Geçen hafta bi arkadaş çıktı bak ne güzel oldu. Ama hangi akla hizmet o adam çıkar bilemedim. Televizyona tekme atmaya az kalmıştı. #Makinakafa tagi ile twittera baktım, millet biri şunu indirsin vaziyetinde idi. Hayatımda ilk kez Okan'ın bir programında sıkılmaya başlamıştım. Değişik kaş boyaması, bir türlü toplanamayan o ''toparlıyorum'' neyse yine gerildim bak. Yazıyı bile burada sonlandırmak en iyisi. 



               

5 Aralık 2013 Perşembe

3A CEVAPLAR


     Enver Aysever'in sunduğu CNN Türk'ün sevimli programlarından Aykırı Sorular'da Okan Bayülgen varmış. Enver'in de dediği gibi programa en uygun konuk Okan olunca kaçırmama rağmen YouTube kardeşim sağ olsun hemen bugün tekrarını izledim. Bu gün eskisi kadar ateşli ilişkimiz kalmayan blog sayfama ziyaret etme düşüncem yoktu. Ama bu adamı dinleyince gençlik ateşim devreye giriyor ve kan dolaşımı beynime vurup deli fikirler oluşuyor.

     Programın en güzel yanlarından biri şu ki, ön sevişmeyi neredeyse hiç yapmayıp direk konuya dalması. Yanlış anlaşılmasın ön sevişme sevmediğimden değil. Ön sevişme uzun tutulunca olay erken bitiyor ona sinir oluyorum. Hardcore bir program beklentimi tam manası ile karşıladı diyemem. Çünkü nasıl desem adam o kadar tematik program yaptıktan sonra akılda sadece ''Kına Gecesi'' programı kalıyorsa -üzgünüm ama- algılama kanalları ile ilgili şüphelerim olur. Kimse izlemez, ilgilenmez, siklemez denilecek bir konuyla program yapabilmek marifet. Zaten bunu yapabildiği için farklı/aykırı bir adam. 

     Sanat ve sanatçının ahlaksızlığından bahsedildiğinde çok harika sözcükler döküldü Okan'ın ağzından aklımda kalan en güzelleri de ''Sanatçı dediğin; kafası boş, koşullanmış, her türlü yasakla yaşamaya alışmış bir ahlaklı değil, ahlaksızdır. Sanatçı toplumun folklörüne, inancına, geleneklerine, saygı duyar, sahip çıkar ve onları geliştirmek için uğraşır.'' En iyi ahlak budur işte. Farkında olmak. Bu toplumun bir parçası olan  ve arkasından milyonları sürükleyebilecek kişiler bu bilinçte olmalıdır. Üstlerinde çok büyük bir yük var bu noktada. Çünkü biz heyecanlı, kanı deli bir milletiz ve toplumsal dokunulmasını istemediğimiz bağzı noktalarımız var. Bunu anlayabiliyor isen işte o zaman bu toplumun lideri olursun ve bir çok düşünceyi kişilere öğretebilirsin ve toplum senin istediğin düzeye gelir.

     Gezi olayları ile ilgili sorular, programın hatırı sayılır zamanını aldı. Yahut bizim de ilgimizi çektiği ve yakın gündem olduğu için bana uzun gibi geldi. Okan bir açıklama yapmadan önce İzmir'de sevdiğim bir abi ile konuşurken bu gezi olaylarını ikimizin de ortak yorumu ''eğer bu protestolar yazın değil de kışın olsaydı bu kadar olmazdı''. Öyleydi çünkü sen hayır canım ne alakası var kafasında isen bence gezide hiç bir şehirde tam anlamı ile olayın içerisinde değilsindir. İstanbul'daki protestoları ustream haricinde bilmiyorum. Çünkü orada değildim. Bi penguenle aşk yaşıyordum! İzmir'de gündüz millet işinde gücünde, akşam olunca arabada kornalar, camlarda tencere/tavalar, Alsancak'ta caddede güzel kızlarla/yakışıklı erkeklerle birlikte yürümeler... Eğlenceye dönüştü. Aslında zaten öyle başladı ve eğlence nedendir bilinmez kabusa döndü. Kendi polisimiz, korumakla yükümlü olduğu, bu yüzden maaş aldığı kendi vatandaşını jopladı, tekmeledi, tokatladı, saçını çekti, gözünü çıkardı, vurdu! İşler çığırından çıktığında Okan'ın bu noktada ''Allah Allah saldırın'' mı demesini bekliyordunuz. Artık onun da bir evladı var ve bu büyük bir vicdan olmalı. O yada başka bir ünlü yüzünden kışkırtma sonucu hayatını veya uzvunu kaybeden biri için nasıl vicdan azabı olurdu. Düşünebiliyor musunuz?

     Tam hardcore olmasa da sonlarına doğru daha sertleşti! Orgazm tam anlamıyla güzel oldu! ''Ben korkmam! Ben hiç korkmadım, özür dilemedim, hep gurur duydum.'' Herkesi bilmem ama zaten bu duruşun ile gençlerin bir numaralı arkadaşı olmaya devam edeceksin baba! Toprak, tohum, ağaç partileri kurulur mu bilemem de tarikat kur müridin olayım :) Özür dilemek için ise hiç yaşlanma!

     Acun olayına gelmişken. Orgazm sonrası, yüzde ekşime olur ya hani...

     Neyse ben bi sigara içeyim.

3A Cevaplar
Asi/Ateşli/Aykırı

3 Kasım 2013 Pazar

TAM Bİ' KAFA


TAM Bİ' KAFA

                Zeynep Çamcı, Burcu Biricik, Demet Özdemir, Duygu Çetinkaya, Keremcem, Alper Saldıran, Sefa Doğanay'ın konuk olduğu MakinaKafa bir cumartesi gecesine daha damga vurdu. Sosyal medya #makinafaizlerkenben tagi ile sallandı. Yüzlerce kişi o an nasıl izliyorsa interaktif bir şekilde fotoğrafını gönderdi. Tabi ki TT'de birinci sıradaydı. Gece hakkında yazacak çok şeyim var ve umarım satırlar devam ettikçe aklımdakileri unutmam. Sıcağı sıcağına hemen konuya dalalım.

                Sol yanına Burcu, Zeynep, Alper'i oturtan Okan Bayülgen, sağ yanını da Duygu, Keremcem, Demet, Sefa ile dörtledi. Küçücük boyuna rağmen Zeynep Çamcı'nın bir elli küsurluk boyu ile dalga geçen Okan, Zeynep'in bu topu göğsünde rahatlıkla stop etmesi sonucu Zeynep'le çok iyi ilgilendi. Zeynep Çamcı boyu ile herhangi bir sorunu olmadığını espri bir dille bizlere iletti. Belki de Okan bu yüzden onunla çok iyi ilgilendi. Tıpkı kendisi gibi gördüğü için olabilir mi ki? Zeynep Çamcı ara ara esprileri ve jestleri ile ''Harbiden Altın Portakal'ı boşuna almamamış kız'' dedirtti bana.

                Okan Bayülgen bu hafta ikinci kere telefonda erkek izleyiciye yakalandı. Erkek izleyicinin ne kadar çekilmez olduğunu yine görmüş olduk. Demek ki bu adam biliyor da erkek almıyor! Biliyorsunuz Çıplak Kafa'da Mesud adını Mesude olarak tanıtıp programa telefonla bağlanmıştı. Bu sefer de Bursa'dan bir abimiz telefona bağlandı. Duygu Çetinkaya'ya iki tane soru sordu. İlkinde Acun'un Survivor programı ile ilgili soru sorulmaması ricasına tamam deyip ikinci sorunun da Survivor ile ilgili olması aslında sorunun da kaynağıydı bence. Sağlam bir kitle koca bir sezonu Acun ile geçiriyorlar. Yetenek, ses ve Survivor ile geçiriyor. Arta kalan vakitte ise padişahımızın halvetlerini (ki bu sezon yaşlı kurt fazla aktif değil mustakbel padişahlarımız götürüyo malı, hatta geçen hafta hadım Sümbül Ağa halvet olmuş) izliyor. Burada direk insanları suçlamak pek doğru gelmiyor bana. Çünkü işin sosyal ve en önemlisi de ekonomik boyutu var. Bu tip programları araştırdığında genelde ekonomik durumu vasat kişiler tercih eder. Nedeni ise gayet açık kısa yoldan köşeyi dönmek ya da hiç sahip olamayacağı sarayları, saray gibi evleri, taş gibi hatunları/taş gibi erkekleri izleyerek hayal etmek, bi yerde tatmin olmak. Yani asgari ücretle çalışan birinin, trafikten akşam eve gelene kadar bin takla atan birinin gece televizyondan başka bir meşkale bulmasını beklemek tam bir aptallık değil midir?

                Televizyon kanallarımız bir ürün sunar. O ürün tuttuğu zaman hemen bir çakması çıka gelmez mi? Kanuni'nin Muhteşem Yüzyıl'ı tutunca salyaları ağzından akan diğer yapımcılar hemen başka bir padişaha sarılmadı mı? En son örneği de Fatih oldu. Fatih'in topları yapımcısında patladı. Fatih'in topları(!) derken, Fatih'in İstanbul surlarını yıkmak için yaptırdığı toplar... (Durduk yere içeri alınmayalım dimi :) ) Yani ortada bir özgünlük yok! Müge Anlı manyak ve delice program yapıyor. Hiç haz etmiyorum ama yaptığı programla sabah seyircisini topluyor ekrana. Okan da bazı sabahlar onu görene kadar bekliyormuş :) Bu tuttu ya, hemen başka birileri, başka birilerini bulmaya kalkıyor, başka bir kanalda. Televizyon aptal kutusu ise eğer işte aptallık budur. Zira Müge'nin Anlı'sı varken kıllısını aramanın lüzumu yok!

                Öfff aman! Oraya buraya dalarken aklımdakileri de dağıttım iyi mi? Ama ana başlıkları en azından aktarabildim. Bir cumartesi gecesi daha iyi kafayla bitti. Nedeni editörleri (sarışın hariç) görememek olabilir:) Şunu unutmadan;


''İlmi Gs Lisesi'nden, Hayatı Beşiktaş'tan''



#makinafaizlerkenben  Zeynep Çamcı'yı tazeliyorum :)

                    

25 Ekim 2013 Cuma

Çıplak Kafa - Komedi Gecesi

  
                Bayram haftasında dizilerimizin yapımcılarına para yetiremeyen bir çok televizyon kanalımız, Yeşilçam'ın klasik filmlerine sarıldı. Hiç beklemedikleri bir nokta ise; zaten hiç telif ödemedikleri bu filmlerin iyi reyting alması oldu. Bu noktada akla gelebilecek ilk soru, ''e zaten dizilerin yeni bölümleri yayınlamamış, millet ne izleyecekti ki?'' olabilir. Fakat özellikle TRT 1 dizilerini yeni bölümleri ile yayınladı. Hatta Seksenler için ayrıca bayram için özel bölüm de yaptı. Seksenlerle aynı yapım şirketinin bir başka dizisi Doksanlar da yeni bölümüyle ekrana geldi. Bu örnekler ile akla gelebilecek soruları çürütmek mümkündür.
                Bu akşam twitterı açtığımda Okan Bayülgen'in arda arda tweetler attığını gördüm. İlk başta anlamadım. Çünkü açıklama için atmış olduğu tweet aşağılarda kalmıştı. Sadece Okan'ın hesabına girince baktım ki, ''Aa ne güzel bir konu''... Türk Sineması'nda efsane yirmi komedi filmini twitterdan ve anketten oylamaya açmış. Önce televizyondan izlemeye başladığım Çıplak Kafa, annemin huzur saatlerinden birine -Nihat Hatipoğlu- takıldığı için netten devam etti. Programı kısaca bir analiz etmek gerekirse (gerekmiyorsa devamını okuma);
                Okan Bayülgen twitterdan Atla Gel Şaban, Banker Bilo, Çiçek Abbas, Cilalı İbo, Gırgıriye, Hababam Sınıfı, Her Şey Çok Güzel Olacak, Kahpe Bizans, Kibar Feyzo, Kutsal Damacana, Mavi Boncuk, Ne Oldu Şimdi, Neşeli Günler, Recep İvedik, Şekerpare, Süt Kardeşler, Tosun Paşa, Turist Ömer, Yedi Kocalı Hürmüz ve Züğürt Ağa'yı oylamaya sundu. Oylamada en çok RT alan twitter birincisi olacaktı. Programda en iyi on verildi ama ben en iyi beşi paylaşmak istiyorum. Benim de favorim olan Hababam Sınıfı 4019 RT ile birinci sırada yer aldı. İkinci sırada 1704 RT ile Neşeli Günler, üçüncü sırada 1332 Rt ile Süt Kardeşler, dördüncü sırada 1056 RT ile Tosun Paşa, beşinci sırada da 694 RT ile Çiçek Abbas yer aldı. Ankette ise; Habamam yine birinci, Süt Kardeşler ikinci, Tosun Paşa üçüncü, Neşeli Günler dördüncü, Kibar Feyzo beşinci sırada yer aldı.
                Seçilen yirmi film yükseltilebilir. Vizontele, Arog, Gora ya da şuan hatırlamadığım filmler eklenebilir. Fakat İlk beşte ne kadar değişiklik olur ki? Twitter ilk beşinde Kibar Feyzo, anket ilk beşinde de Çiçek Abbas yok. Yani yirmi filmin içinden altı film öne çıkıyor. Şimdi burada oyuncuları da dizmek yanlış olur mu? Şener Şen bu altı filmin altısında da  yer alıyor. Kemal Sunal, altı filmin dördünde -başrolde- yer alıyor. Adile Naşit altı filmin beşinde yer alıyor. Ayşen Gruda da dört filmde kendisine yer buluyor. Zaten bu tespitlerden sonra onların oyunculuğu ve sinemaya kattıkları hakkında konuşmaya bile gerek yok.
                Yirmi film tek tek incelendi. Özellikle Hababam'dan yaklaşık bir saat kadar bahsedildi. Bu bir saatlik dilimde Hababam tam +935 RT kazandı.
                Kahpe Bizans'ın üstünde de hatırı sayılır bir sürede duruldu. Çünkü konu itibari ile kendi sinemamızla dalga geçiyordu film. Okan bu konuda biraz eleştirse de ben katılmıyorum. Kahpe Bizans, Leyla ile Mecnun dizisinin dedesi diyebiliriz. Hatırı sayılır sürenin RT'lere etkisi olmadı. Geceyi 179 RT ile bitirdi.
                Kutsal Damacana'dan bi bölüm izlendi. Okan pervasızca konuya gireyim derken kendi de hiç inanmayarak ''Şafak Sezer yeni bir Kemal Sunal ıı, ıııı'' dedi ve cümleyi tamamlayamadı. Twitterdan anında tepkiler geldi. Kemal Sunal farklı bizim için kimse o olamaz. Bu konuda Okan'a Ali Sunal'dan tweet geldi. ''@okanbayulgen Kemal Sunal var zaten yenisini niye arıyoruz #cıplakkafa ''
                Recep İvedik'ten de bir kısım gösterildi. Üstüne RT'si kadar konuşuldu. O an 128 olan RT'si 143 ile geceyi noktaladı. #KümedeKalŞahanGökbakar etiketi ile Şahan'a Justin Bieber ve Belieber'lar  destek olacaklarını açıkladı.



                      

18 Ekim 2013 Cuma

#BenimKahramanımSensin

     İki yıl öncesi yine bu zamanlar, Okan risk budur (o))) deyip tv8'e geçmişti. Kraliyet Ailesi #benimkahramanımsensin tagi ile bir kampanya başladı. Bugün ÇıplakKafa'da konuk olan annenin kızı Melis'le aynı kaderi paylaşıyordu. O güne kadar kök hücre bağışı, ilik bağışı nedir bilmiyorduk. Üst üste programlar yapıldı. Doktorlar konuk oldu gerekli açıklamalar yapıldı. Anne telefonla bağlandı. Başka bi programda hastaneye gidildi. Konunun önemi yeterince açıklandı.

   Eskişehir'de hem öğrencilik hem de iş uğraşları falan arasındaydım. Hastanın ailesinden akrabası da yanlış hatırlamıyorsam. Eskişehir Osmangazi Üni. Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışıyordu. O hafta gittim. Kan örneğimi aldırdım. Örneği hastanede güzelce ambalaja koydular. Bir kutucuğa koyup kargo ile Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn_i Sina Hatanesi 06100 Sıhhiye Ankara adresine yolladım. Bu iş için toplamda hastaneye ulaşım da dahil olmak üzere 2 - 3 saat zaman ve 15 - 20 TL (kargo için) harcadım.Trafiği, ödevi, sunumu, çocuğu okuldan alması, patronun verdiği dosyaların yetişmesi y*arağı küreği... Yoğunsun anlıyorum. Ama koca bi hafta içinde harcayabilecek 2 - 3 saatin ve 15 - 20 Liran var öyle değil mi? 

     Ben bunu yaptım. Bir on sene kadar daha kan örneğimin geçerli olduğunu bugün de öğrenmiş oldum. Bi' işe yaramayan naçiz vücudum belki bi on yıl içinde birine can olabilir. Bununla gurur duyuyorum. Bir gün bir hastalığa yakalandığında birilerinden yardım almak zorunda kaldığında yüzünün kızarmaması için sağlığın yerindeyken bir şey yap. Hadi bi söz ver bu satırları okurken. '' Melis iyileşecek, boynuma sarılırken kulağıma #BenimKahramanımSensin diye fısıldayacak''. Haydi #MeliseCanVer                    





                             

29 Eylül 2013 Pazar

Kına Gecesi

     Merhaba, görüşmeyeli uzun zaman oldu. Senin programlarınla büyümüş bir nesil olarak ''Nasılsınız'' sorusunu, Beyaz Show sevimliliği ile ''İyiyiiiaaeez'' diyemeyiz. Hatta haftada üç beş gece bizi yalnız bıraktığın için kızgınız çünkü zaten yalnızız! 

     Perşembe gecesi on birden sonra Çıplak Kafa'da ''Kına Gecesi'' konuşulacak. Hem de geleneksel kına gecesi. İnternet üzerinden bi' kaç araştırma yaptıktan sonra geleneksel kına gecesi ile günümüz arasında bağzı farklar göze çarpıyor. Önce neymiş bu geleneksel kına gecesi ona bi göz atalım. Düğün gecesinden bir gece önce düğünün kız tarafı tarafında organize edilen bir bu etkinliğe erkek ve kız tarafından sadece kadınlar çağrılır. Çalgı çengi ekibi de sadece kadınlardan oluşur. Erkek tarafı kız tarafına kuru yemiş ve içecek gönderir. Kuru yemişler özenle hazırlanmış tepsilerde gönderilir. Kız tarafı da bu gönderilen hediyeleri kına gecesine gelen misafirlere ikram ederler. 

     Kadınlar; yöre yöre desen ve nakış farklılığı gösteren genelde kırmızı tonlarında olan tek parça bileğe kadar uzanan ''Bindallı'' adı verilen kıyafetlerini giymiş oldukları gecede, çalgı çengi ekibinin önünde oluşturulan pist alanında eğlenceli müzik eşliğinde oynarlar. Daha sonra gelin ortaya oturtulur. Başını komple örtecek şekilde daha önceden işlemeli olarak hazırlanmış kına örtüsü ile örterler. Kız tarafında orta yaşlı kadınlar tarafından tepside kına karıştırılır. Çiçeklerle ve mumlarla süslenen kına tepsisi gelinin kız arkadaşları ve kendi akrabaları tarafından elden ele gezdirilerek ve gelinin etrafında yuvarlak oluşturularak ağır müzik eşliğinde gezdirilir. Burada amaç gelini ağlatmaktır. Beş altı tur dönüldükten sonra kız tarafından iki orta yaşlı teyze tarafından kına ele yakılır. Kına ele yakılmadan önce gelinin müstakbel kaynanası tarafından gelinin her iki avucuna altın konulur. Kına yakılma işlemi tamamlandıktan sonra gelinin elleri kına eldivenleri ile bağlanır. Ayaklarına da sicim yardımı ile desenler verilip yıka yakılır. Ayaklar da bez yardımı ile bağlanır. Kalan kına misafirlere dağıtılır. Daha sonra tekrar müzik eşliğinde eğlence devam eder. Misafirlerin dağılması ile son bulur.

     Günümüz kına gecelerinde daha organize olunmaktadır. Damat başta olmak üzere erkek tarafının yakın erkek akrabaları da kına gecesine gelmektedir günümüz kına gecelerinde. Kuru yemiş gönderme geleneği ise biraz daha gelişip çeşitli tatlı türleri de eklenmiştir. Genellikle günümüz kına gecelerinde gelinler önce tuvalet giyerler. Kına yakma merasiminde ise daha modern (yırtmaçlı, biraz daha dekolteli) bindallılar giyilir. Çalgı çengi grubu da teknolojiden nasibini alıp orkestra olarak sahne alır. Daha eskilerde ise kadın çalgı grubu darbuka ve kanundan oluşan analog müzikle kına gecesine renk getirmektedir. Doksanlarda ise erkekler kına gecelerinde günümüzden daha da az oldukları için ve kadın çalgı grupları da tükendiği için yerini ''Teyp''e bırakmıştır.  Kına geceleri daha modern hale geldikten sonra daha da yaygınlaşmıştır. Kına alışverişleri daha da süslü hale gelmiştir. Sadece kına için özel tepsiler, kına eldivenleri, kına ayakkabıları, dağıtımı için minik kına sepetleri satılmaktadır.

     Ülkemizdeki bu geleneksel kültür bulunduğu çağa ayak uydurmaya devam ettikçe hiç bitmeyecektir. Geleneksel kültürümüzde üç şeye kına yakılır. Kesilmeden önce koyuna, evlenmeden önce geline, birliğine teslim olmadan önce askere... Bu da şu şekilde açıklanır. Kesilmeden önce koyuna kına yakılır Allah'a kurban olsun diye (Kurban Bayramında), evlenmeden önce gelinlik kıza kına yakılır eşine kurban olsun diye, birliğine teslim olmadan önce askere kına yakılır vatanına kurban olsun diye. Bu kültür hüküm sürer iken ''Kına Stokları'' tükenir...

     Kına gecesinden bahsedilir de kapanış illa laf sokmayla mı olur? Hayır tabi ki :)