29 Eylül 2013 Pazar

Kına Gecesi

     Merhaba, görüşmeyeli uzun zaman oldu. Senin programlarınla büyümüş bir nesil olarak ''Nasılsınız'' sorusunu, Beyaz Show sevimliliği ile ''İyiyiiiaaeez'' diyemeyiz. Hatta haftada üç beş gece bizi yalnız bıraktığın için kızgınız çünkü zaten yalnızız! 

     Perşembe gecesi on birden sonra Çıplak Kafa'da ''Kına Gecesi'' konuşulacak. Hem de geleneksel kına gecesi. İnternet üzerinden bi' kaç araştırma yaptıktan sonra geleneksel kına gecesi ile günümüz arasında bağzı farklar göze çarpıyor. Önce neymiş bu geleneksel kına gecesi ona bi göz atalım. Düğün gecesinden bir gece önce düğünün kız tarafı tarafında organize edilen bir bu etkinliğe erkek ve kız tarafından sadece kadınlar çağrılır. Çalgı çengi ekibi de sadece kadınlardan oluşur. Erkek tarafı kız tarafına kuru yemiş ve içecek gönderir. Kuru yemişler özenle hazırlanmış tepsilerde gönderilir. Kız tarafı da bu gönderilen hediyeleri kına gecesine gelen misafirlere ikram ederler. 

     Kadınlar; yöre yöre desen ve nakış farklılığı gösteren genelde kırmızı tonlarında olan tek parça bileğe kadar uzanan ''Bindallı'' adı verilen kıyafetlerini giymiş oldukları gecede, çalgı çengi ekibinin önünde oluşturulan pist alanında eğlenceli müzik eşliğinde oynarlar. Daha sonra gelin ortaya oturtulur. Başını komple örtecek şekilde daha önceden işlemeli olarak hazırlanmış kına örtüsü ile örterler. Kız tarafında orta yaşlı kadınlar tarafından tepside kına karıştırılır. Çiçeklerle ve mumlarla süslenen kına tepsisi gelinin kız arkadaşları ve kendi akrabaları tarafından elden ele gezdirilerek ve gelinin etrafında yuvarlak oluşturularak ağır müzik eşliğinde gezdirilir. Burada amaç gelini ağlatmaktır. Beş altı tur dönüldükten sonra kız tarafından iki orta yaşlı teyze tarafından kına ele yakılır. Kına ele yakılmadan önce gelinin müstakbel kaynanası tarafından gelinin her iki avucuna altın konulur. Kına yakılma işlemi tamamlandıktan sonra gelinin elleri kına eldivenleri ile bağlanır. Ayaklarına da sicim yardımı ile desenler verilip yıka yakılır. Ayaklar da bez yardımı ile bağlanır. Kalan kına misafirlere dağıtılır. Daha sonra tekrar müzik eşliğinde eğlence devam eder. Misafirlerin dağılması ile son bulur.

     Günümüz kına gecelerinde daha organize olunmaktadır. Damat başta olmak üzere erkek tarafının yakın erkek akrabaları da kına gecesine gelmektedir günümüz kına gecelerinde. Kuru yemiş gönderme geleneği ise biraz daha gelişip çeşitli tatlı türleri de eklenmiştir. Genellikle günümüz kına gecelerinde gelinler önce tuvalet giyerler. Kına yakma merasiminde ise daha modern (yırtmaçlı, biraz daha dekolteli) bindallılar giyilir. Çalgı çengi grubu da teknolojiden nasibini alıp orkestra olarak sahne alır. Daha eskilerde ise kadın çalgı grubu darbuka ve kanundan oluşan analog müzikle kına gecesine renk getirmektedir. Doksanlarda ise erkekler kına gecelerinde günümüzden daha da az oldukları için ve kadın çalgı grupları da tükendiği için yerini ''Teyp''e bırakmıştır.  Kına geceleri daha modern hale geldikten sonra daha da yaygınlaşmıştır. Kına alışverişleri daha da süslü hale gelmiştir. Sadece kına için özel tepsiler, kına eldivenleri, kına ayakkabıları, dağıtımı için minik kına sepetleri satılmaktadır.

     Ülkemizdeki bu geleneksel kültür bulunduğu çağa ayak uydurmaya devam ettikçe hiç bitmeyecektir. Geleneksel kültürümüzde üç şeye kına yakılır. Kesilmeden önce koyuna, evlenmeden önce geline, birliğine teslim olmadan önce askere... Bu da şu şekilde açıklanır. Kesilmeden önce koyuna kına yakılır Allah'a kurban olsun diye (Kurban Bayramında), evlenmeden önce gelinlik kıza kına yakılır eşine kurban olsun diye, birliğine teslim olmadan önce askere kına yakılır vatanına kurban olsun diye. Bu kültür hüküm sürer iken ''Kına Stokları'' tükenir...

     Kına gecesinden bahsedilir de kapanış illa laf sokmayla mı olur? Hayır tabi ki :)




     
                                

27 Eylül 2013 Cuma

Organize İşler

     Jilet darbelerinin adından sonradan söz ettirdiği sertlikteki, azınlığı ''ben hala gencim'' çoğunluğu ''bırak be oğlum yaşlandın artık'' diyen  beyazlığa yüz tutmuş sakallar... Elliye merdiven dayamış dört tekerlerin doktoru Muharrem, yaptığı sert işin aksine yufka yürekli, dolu gözlü adamdır. Aslında kendi de yaptığı iş gibidir belki de. Zira arabaların soğuk parçalanmış saçlarını elinde tuttuğu oksijen tüpünden gelen sıcaklıkla birleştirir yek parça yapar. Çok küçük yaşlarında babasını kaybetmesine -bu kaybediş de dolaylı yoldan da annesini kaybetmesine- neden olan kaza yapan arabaları tamir etmektedir. Kader bu ya işte. Trafik kazasında babanı kaybediyorsun, eline meslek olarak kaportacılık çıkıyor. Hayat onu yalnız başına bıraktığı için eğitim hayatı hiç olmamış. Sadece hayattan almış dersini.

     İşaret ve orta parmağının arasında dumanı ve avuç içinde çekici, demir sacı oksijen kaynağının verdiği destekle yola getiriyor. Tak tak tak... Alnındaki terler tek tek derebeylik kurmuş vaziyette. Birden telefon sesi. 

     -Alo.
     -İstanbul emniyet amirliğinden ben baş komiser. Kiminle görüşüyorum.
     -Buyurun. Doğrultmacı Muharrem ben.
     Arkadan telsiz sesleri görüşme eşlik ediyor.
     -Bu hattı kaç yıldır kullanıyorsun? 
     -On on beş senedir kullanıyorum.
     -Bu hattını alırken kimlik fotokopisini vermiş miydin?
     -Hatırlamıyorum ama vermişimdir.
     -Peki. Şimdi sizi yanımda bulunan cumhuriyet savcısı ile görüştüreceğim.
     -Alo ben cumhuriyet baş savcısı. Telefon hattınızı alırken vermiş olduğunuz kimlik bilgileri üçüncü şahısların eline geçmiş. Sizin adınıza A Bankası'nda bir hesap açılmış. O hesap numarasından aranan ve suçlu konumdaki kişilerce para tahsil edilmiş.
     -Na nasıl yani?
     -Yaklaşık olarak kırk bin Lira hesaptan para çekilmiş. Şu anda üç kişi tutuklandı. Ele başılarını yakalamak üzereyiz. Sizin bu konuda bize yardımınız gerekiyor. Ayrıca mahkeme durumunda iyi niyetinizi ve sizin her hangi bir suçunuzun olmadığını da desteklemek için. Bugün hemen B Bankasına vereceğimiz hesap numarasına şu kadar para yatırmalısınız.
     -A ama benim böyle bir şeyden haberim yok bu nasıl olur? Kimliğimle ne yapabilirler ki?
     -Bu suç örgütü uzun süredir takibimizde sizin gibi bir çok kişiyi madur etmişler kimlik numaraları ve fotokopileri ile banka hesapları açılmış, şirketler kurulmuş. Şu an teknik takipteyiz. Telefonunuzu para yatırana kadar kapatmamalısınız. Yoksa siz de zan altında olursunuz.

     Tedirgindi. Ne yapacağını bilemiyordu. Arabasına atladı. Nereden para bulacaktı ne yapacaktı? Kimseye bir şey söylemesi söylendi. Yalnız başına tüm işlemleri yapması istendi. Soğuk kanlılığı tıpkı oksijen kaynağında erittiği demir parçaları gibi oldu. Gardı düştü. Bir anlık gafleti yaşıyordu. Kredi kartlarındaki yer alan tüm limitlerini kullandı. İki ya da üç saat boyunca telefonda hiç kapatmadan konuştu. bu esnada yoldaydı araba da kullanıyordu. Yetişmesi gereken işler, ödenmesi gereken bağ-kur primi, işçinin aylığı, evde ailenin stresi, henüz iş bulamamış oğlu tüm bu sıkıntıların ardında bir de bu çıkmıştı. Bu gün Muharrem kimseye ses etmeden gitti tüm limitini kullandı ve hatırı sayılır bir parayı belirttikleri gibi yatırdı. 

     Dükkana geldi. Saatlerce oğlu onu arıyordu ama duyduğu ses belli. ''Aradığınız kişi şu anda bir başş.....'' Olayın ilk cümlesinde tepkisi oğlunun ''Para yatırmadın değil mi?'' oldu. Yüz ifadesindeki o kandırılmış masumluğu görünce oğlu kızsın mı yoksa üzülsün mü bilemedi. Halbuki babası en küçük bir şey de bile oğluna danışırdı. Ama olan olmuştu. Hani derler ya basiret bağlanması işte onun gibi bir şeydi bu gün. Polise gidip şikayette bulunuldu. Fakat bunca şeyle uğraştıklarına mı yansınlar. Yoksa küçük bir kasabada akşama kadar çay kahve içmekten meslek körelmesine uğrayan emniyet güçlerinin beceriksizliğine mi yansınlar. Tam bir saat boyunca yok sistemdi yok ifade almadaki arka arkaya getirelemeyen iki kelime miydi yoksa bir hesap numarası ve telefon numarasını yazamayacak kadar teknolojik özürlü olmaları mıydı. Hangisine yansaydı oğlu. Saatleri alan işlemler sonra çıktılar. Çıkmadan da son olarak ''üç dört ayı bulabilir, pek de ümitli olmayın''. Bürokrasimizi seveyim!

     Bu satırda yazdıklarım bu gün başımızdan geçenler. Babamın cahilliğinden dolandırıcılar yararlandı. Günümüzün teknoloji çağında bu tür dolandırıcıların yakalanamaması ayrı bir kahkaha tufanı. Bir tweetten seni  bulup ifadeni alabilirler. Basit bir dolandırıcılık usülü ile iyi para kırarsın özgürlükler ülkemde. Bu gün benim kaportacı babam, yarın senin halan, teyzen, enişten... 
PS: Babamı çok seviyorum, o benim adamım ya :)

Devletin hiç bir memuru sizden para/kontör talep etmez!!!


                                             

21 Haziran 2013 Cuma

Gezi Hk.

Türkiye'deki milyonlarca insan gibi ben de İstanbul Taksim'deki Gezi Parkı'na hiç gitmedim. Olayı baştan orda bir köy var uzakta mevzusuna getirmeyeceğim. Ağaçları kesip yerine yapacakları Topçu Kışlası'nda ne olacak hiç kimse bilmedi bilemedi. İstanbul BŞ Başkanı Topbaş konu ile ilgili tam bilgi vermedik bizde de hata var dedi. Arkasından slayt ve animasyon gösterileri ile ne olacak ne bitecek diye bilgi verilirken. Başbakanımız A.v.M olmayacak dedi. Sonra avm de yapabiliriz dedi. Hatta ve hatta olaylar artınca insanların zayıf noktasından girmeye çalıştı mevzuya, camii yapacağız dedi. Başbakan hep kendi dedi. Karşısındaki kitle ne diyor pek dinlemedi. Duydu ne dediğini ama dinlemedi. Hep atak oynadı. İnsanları kışkırtıcı açıklamalar da bulundu Sayın Başbakan. Ne yazık ki işimize geldiği gibi konuşmak diye bir huyumuz var ya onu kullandı. Kendisine taraftar olan seçmeninin yanında AKP'ye oy vermiş ama yaşanan olaylarda karşı görüşe de hak veren kişileri kazanmak için, camiye ayakkabı ile girildi, camide alkol alındı, camide seks yapıldı, baş örtülü kadın dövüldü gibi iddialarda bulundu. Tabi ki böyle bir şey varsa ortaya çıkarılmalı -ki içki içilen ve ayakkabı ile girildiği iddia edilen caminin müezzini de işinden olmuş ve camide tedavi videoları da ortaya çıktı- tıpkı eli sopalı ve kask numaraları gizlenmiş polisler gibi...

Demokrasiye kesinlikle inanırım öyle yalandan değil. Seçim barajı gibi salaklığın olduğu yer ne kadar demokratiktir onu tartışabiliriz sorun değil. Türkiye'de seçimlerde hile karıştığını da pek inanmıyorum. Velev ki karıştı %50 gibi sağlam bir oy oranı var ortada bu ihtimalleri kaldırıyor. Ki çevremde Ak Parti'ye oy vermiş çok insan var. Demokrasi ile başbakan olabilirsin ama demokrasiden sadece seçimde yönetme hakkı verilirken yararlanmamalısınız. Yönetilenlerin de demokrasi hakkı bulunmaktadır. ''Rabbena hep bana'' dersen olmaz bu iş. Her iki taraf için de geçerli bu söylem. Mevcut iktidarımız bunu yaparak da aslında kendi kendine kuyu kazıyor. Çünkü Gezi'de farklı dünya anlayışlarına, farklı renklere sahip insanlar bir araya geldi. Kimi elde V işareti varken kimi elde kurt işareti vardı. Genç vardı, yaşlı vardı, politikacı vardı, Bodrum Türkbükü'nde olması gereken de vardı. Tüm renkler çArşı, UA, GFB, TS, TeXaS hepsi aynı karede yer aldı. İstanbul bir deniz ise Gezi Parkı denizde bir kaşık sudur. Türkiye'de okyanus diyelim. Bir kaşık su ile med-cezir oldu tabiri caizse.

31 Mayıs sonrası gelişen olaylardan bir çok şey anlaşıldı. Twitter bir baş belası değil de üç maymunun yer aldığı yerde doğru ya da yanlış bir haber ajansıymış. Rtük'e göre canlı haber yayını yapmak ceza sebebiymiş (Bkz: HalkTV). Penguenler toplumsal olaylarda TOMA'dan daha etkili bir durdurma aracıymış. Memet Ali Alabora banka reklamında oynayarak faiz lobisinin kuklası bir kapitalist olabileceği ihtimalini doğurdu demek ki iyi bir oyuncuymuş. Kırmızı giyinen kadınlar hoş oldukları kadar da bir hayli cesurmuş. Tek çare Drogba'ymış. Olayların bilançosu denildiğinde akla gelen şey bilmem kaç milyon TL' imiş (Bkz Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısı). Genç isterse yaparmış. çArşı futbola homoseksüel olan Okan'ı bile Beşiktaş'lı yaparmış. (Vajinusmus'a da el atsan olmaz mı çArşı?:) ) ''Polis imdat değil, imdat polis'' imiş.

Tarihte bu olaylar geçer mi? Geçerse ne diye geçer bilemem. İktidarlar değişir, dünya değişir, toplum değişir ama Türk Gençliği birinci vazifesinden asla vazgeçmez.

Tamam tamam unutmadım seni de Davulcu Vedat...

         

1 Haziran 2013 Cumartesi

MEDYA

Haftanın olayı, Gezi Parkı'nın yerine yapılacak olan alış veriş merkezine direniş oldu. Şu saatlerde İzmir'de, İstanbul'da büyük olaylar yaşanmakta. İki gencimizin gaz bombası kapsülünden gözünün çıktığı belirtiliyor. Televizyon kanallarımızda Miss Turkey falan yayınlanmakta. Ama şuan internette geziparki.org'da ve http://www.ustream.tv/channel/diren-gezi-park%C4%B1 linkinden canlı yayın yapılmakta. Hatta şu cümleyi yazarken yayını yapan arkadaş cep telefonunun şarjının bitmek üzere olduğunu belirtmekte. Bir çok yabancı haber kanalı da olayları canlı yayınla aktarmakta. 

Yer alan olaylar aslında sadece Gezi Parkı'ndan kaynaklanmıyor. Hepsi bir birikim. Anasını da al git denilen; kutlanamayan 19 Mayıs'lar, 23 Nisan'lar, 30 Ağustos'lar, 29 Ekim'ler; Uludere / Reyhanlı katliamları, iki ayyaş lafı, +++...

Ulusal kanallarımızın hali ve sosyal medyadaki TT listesi resimleri de aşağıda. TT listesinde takipleşelim, futbollaşalım gibi vıdı vıdılar yok. Meydanlarda çArşı, ultrAslan, Gfb; siyasi görüşü zıt gruplar; aydınlar, halk omuz omuza...

Medya muhalefetin marjinal dostu olabilirsin halkı bi şekilde uyutabilirsin. Yazılan bloglar, canlı yayınlanan internet yayınları şu anki medyanın kirli yüzünü gizlemeyecek. Medya patronları bu gece bir genç ortalama bin TL'lik bir sermaye (akıllı telefon) ile 10binden fazla izleyeciye canlı ulaştı. O koca koca gökdelenleriniz kusura bakmayın ama giriş yapacak bir yerinizden.




                                                        

14 Mayıs 2013 Salı

On Bir - On İki


  • On bir mayıs; tatlı bir cumartesi günü, Aydın'ın güzel havasında şort terlik takılıyorum. Planlar belli, memlekete gelmişim uzun süredir görmediğim arkadaşlarımı görmek hoş beş sohbet etmek ve akşam da İnönü Stadyumu'ndaki son Beşiktaş maçını izlemek. Oturuyorum, -Koçarlı'nın (Aydın'ın küçük bir ilçesi - büyüdüğüm yer) en fiyakalı yeri- Adnan Menderes Park'ta. Her şey standart ilerliyor. İstanbul'da gündemde her şey normal. İki üç saat geçmeden Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde patlama! Flaş Flaş Flaş!.. Haber soğumadan on beş dakika sonra aynı yer, ikinci patlama! Gökyüzünün alabildiğine mavi, güneşin en tepede simsiyah saçlara sarı tonlar attırdığı, bir bahar gününde insanın üzerine kara bulutlar çöküyorsa o insan Türkiye'de yaşıyordur. Bu gün itibariyle tam 51 yurttaşımız katledildi. 48 yurttaşımız hala yaşam savaşı veriyor. Bu katiamın oluşmasına yardım ve yataklık eden dokuz Türk! Medya sus pus. Yayın yasağı var. Bunlara yok; (şuan kanal kanal geziyorum) mahsun(!) bir yapım olan bir dizimiz, bir Türk haber  kanalımız şuan Angelina Jolie'yi konuşuyor, ünü Panama'ya kadar dayanmış ünlülerimiz ünsüzleştirdikleri Dağhan'ı konuşuyor. Medyayı susturup aptallaştırır isen onu izleyen - okuyan - dinleyenleri de dolaylı olarak susturup aptallaştırırsın. Medya susmasın!



  • On iki mayıs; bir gün öncesinde dolayı pek de tatlı olmayan bir pazar günü. Gerçi hiç bir şey olmasa bile o pazar günleri bana hep kasvetli ve berbat gelmiştir. Ülkemizde hoşgörü ve medeniyet olarak taçlandırılan İzmir'de Göztepe - Tavşanlı Linyitspor maçı vardı. Göz Göz berabere bile kalsa PTT 1. Lig'de kalacaktı. Tavşanlı ligde kalmak istiyor ise ancak yenmesi gerekliydi. Maçın sekseninci dakikasında Tavşanlı gol attı ve Göztepe tribünlerinden koltuk ve yabancı madde yağmaya başladı sahaya doğru. Maç bitti stad içi ve dışı harabe. Küçük çocuklarıyla gelen aileler zor durumda çocukların gözlerinde korku. İşin suyunu o kadar çıkarmışlar ki Güzelyalı'daki kulüp binasına saldırmışlar. Her şey yerle bir. On iki mayıs akşamı; Fenerbahçe - Galatasaray sezonun son derbisi. Fener yenerse ikinciliği garantileyecek. Gs yenerse de 14 yıldır Kadıköy'de yenemediği ezeli takibinin serisini sona erdirecek. Yani ortada şampiyonluk durum yok. Gs bir hafta öncesinde şampiyonluğunu garantilemişti. Maç 2-1 Fener üstünlüğü ile bitti. Fener galibiyeti, Gs şampiyonluğu kutladı. Her şey normal dimi? 19 yaşındaki Burak Yıldırım stadyumdan ayrılıp evine dönerken iki Gs taraftarı tarafından saldırıya uğradı ve bıçaklandı. Daha 19 yaşında veda etti; bu hayata, Fenerbahçe'sine, ailesine, kız arkadaşına... Batsın sizin futbolunuz. Bir de futbolcu ağzından bakalım duruma; Fenerbahçe futbolcusu Gökhan Gönül twitter adresinden söyle yazdı: ''Güzel bir galibiyet ile geceyi kapattığımızı düşünürken, maalesef bir taraftarımızın vefat ettiğini derin bir üzüntü ile öğrendim. O andan itibaren hiçbir galibiyet, hiçbir kupa ve hiçbir şampiyonluğun önemi kalmadı'' 

On bir ve on iki mayıs böyle geçti işte. Terör vardı yakamızda. Eğlencemizde terör, Reyhanlı'da terör! Medya yasağı yerine Milli Yas'ı hak ediyor Reyhanlı!


                                                 

7 Mayıs 2013 Salı

MedyaİktidarınMarjinalDostudur


    Nisan ayının sonunda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yıllardır bombaladığı Kandil'de Murat Karayılan, tüm dünya medyasının karşısına geçip basın toplantısı düzenledi. Hepimizin de bildiği üzere 8 Mayıs 2013'te yani yarın Pkk terör örgütünün geri çekileceğini, bu geri çekilmenin siyasi iktidarın belirttiği gibi silahsız bir geri çekilme olmayacağını açıkladı. Öcalan'a ev hapsi gelmesinin gerektiğini ve hatta bu süreçte genel affın uygulanmasını istedi. Kendisi için meclise girmek istediğini belirtti muzlu basın toplantısında.

    Türkiye gündemine bu basın toplantısı haliyle bir numaraydı. Fakat hiç ortada mevzu bahis değil iken Recep Tayyip Erdoğan durduk yere "Bizim milli içkimiz ayrandır" dedi. Hem yoğurdun, hem de suyun olmadığı bir ortamda ayran yapıverdi sayın başbakan. Kırk yıllık içecek, oldu sana içki! Daha iki gün öncesine kadar, yıllardır medyamızın bize bombalanmadık bir mağara kalmadı diye taktim ettiği Kandil'de, çözüm/Pkk/Kürt sorunu hakkında dünyaya basın açıklaması yapılmışken, bizim magazinsel medyamızın gündeminde ayran yer aldı. Siyasi iktidarın tabanında basın toplantısında ortaya atılan konu başlıklarından rahatsız oldu ve tabanda çatlak sesler oluşmaya başladı. Kendi tabanını, dini bir görüşün üzerine inşaa etmiş bir parti genel başkanı da, doğal olarak kendi silahını kullandı ve ayran olayını sürdü ortaya! Amacına ulaştı da. Taban rakı değil, tabi ki ayran dedi. Çatlak sesler kesildi. Yazılı basında; manşetler, köşe yazıları ayran kıvamını alıverdi. Görsel medyada yöresel meşhur ayran tarifi bile verildi!  

    Muhalefet partileri hemen oltaya geldi. CHP ve MHP'nin salatalık basın sözcüleri "Olur mu öyle şey, rakıdır bizim milli içkimiz!" dedi. Halbu ki bu muhalefetten bir cacık olmaz diyorsunuz!

    Köşe kapmaca oyunu vardı eskiden hatırlar mısın? Mühim değil hatırlamıyorsan. Ayran olayında köşe yazarlarının hepsine bi bak. Anlayacaksın ya da hatırlayacaksın o oyunu. Aman benim tuttuğum köşeyi kimse kapmasın korkusundan baya baya oturdular AKP'nin çıkardığı tescil kanunu sayesinde Resmi Gazete'de yayınlanan "milli içki rakı" ibaresine rağmen bunu tartıştılar. Otuz yıldır süre gelen binlerce gencin şehit olduğu ve binlercesi ne için öldüğünü bilmediği bu sorunun en önemli virajlarından birinde oturduk bunu konuştuk iyi mi? Tayyip dedi yaz kızım! Onlar da tıkır tıkır yazdı. Lafa gelince herkes barış yanlısı! 

    Bakunin'in sözüne ek olarak (Hukuk iktidarın fahişesidir) medya iktidarın marjinal dostudur! 

                                                    

2 Mayıs 2013 Perşembe

Sesli Kitap'tan 2

           Merhaba ben Okan Bayülgen; 

     Sevgili dostlar, radyoculuğumuzun yükselen yıldızı RadyoTrafik, bize İstanbul'umuzun zor şartlarında dinleyici paylaşımının ne kadar çok işe yarayabileciğini gösterdi. Yayın hayatımda başlıca prensibim; hep, şimdi, burda ve varım oldu. Bu lokal radyonun kendini aşan başarısı, bu prensibe olan inancımı daha da arttırıyor. Yani radyoTrafik ve ben aynı felsefeyi paylaşıyoruz. RadyoTrafik'in bu hizmetlerine ek olarak, yalnızca çorbada benim de tuzum bulunsun diye, gören görmeyen herkes için geceleri kitap okumaya başlıyorum. Bu yayın yalnızca RadyoTrafik mikrofonlarından ve http://www.okanbayulgen.fm web sitesi üzerinden paylaşılacak. Çok yakında görüşmek ümidiyle. Artık radyoda da haftada beş gece yalnız kalmayacaksın!

     Sözlerime Okan Bayülgen'in sesli kitap için bir nevi önsözü ile başladım. Haftada beş gece artık 23:00'te kulaklar webten, radyodan yada uydu üzerinden o puslu seste olacak. Olmaya başladı da. Hep, şimdi, burda ve varım... Okan Bayülgen'in yayıncılık hayatındaki başlıca prensibi. Genelde yazılarımda neden bu kadar biz gençler tarfından desteklediğini irdelemeye çalışıyorum kendi çapımda. En önemli sonucum, sesli kitabın önsözü var saydığım yukarıdaki yazıdan çıktı. Genç; hep, şimdi, burda ve var... Hayat felsefesi RadyoTrafikle olduğu gibi bizimle de örtüşüyor Okan'ın. Prensibine uyan tv kanalı veyahut radyo kanalı ile ortaya bir ürün çıkıyor. Ortak prensiplerden doğan ürünü, ortak prensiplere sahip insanlar tüketiyor. Tüketici olarak nitelendirmede de bir sakınca da görmüyorum dinleyiciyi. Çünkü tüketici, ortaya konan bir mal veya hizmetten maddi doyum yada manevi haz alan kişilerdir. 
     Televizyondan sonra olayın radyo ses kısmına gelirsek. Zaten herkesin bildiği üzere 2016'da yok olunacağı söylenen radyoyu ayakta tutmak amaç. Reklamcılara da radyolar bitecek lafına itafen gerekli cevabı verebilmek. - (o))) nahh bitecek! Araçla yolculuk yaparken, yaya giderken, yemek yerken, ders çalışırken, seks yaparken her ne halt yapılıyor ise onu yaparken arka planda görsel olmayan bir uyarıcı varsa eğer, yaptığınız işe daha konsantre oluyorsunuz. İşte bu noktada gören içindir sesli kitap. 

    Daha mutlu bir gelecek içindir sesli kitap. Bunu lakırtıdan söylemiyorum inanarak söylüyorum. Kitap okuyan, kitapla çok haşır neşir olan insan humanisttir. Mevlana'sı, Yunus Emre'si, Bektaş_ı Veli'si, James D. Watson'ı... Dün 1 Mayıs'ta 17 yaşındaki Dilan Alp'ın başına gaz bombası isabet etti ve ameliyata alındı. Bugün de onun valisi, İstanbul'un valisi; ''Dilan marjinal bir grup üyesidir. Elimizde kayıtları var'' dedi. İleride bizi yönetenler için ve yönetilenler içindir sesli kitap. Zira Muhammed'e söylenen ilk ayet neydi? İkra (oku) ! 

      Hayal güçleri bizimkinin yanında kat kat fazla olanlar, gözleriyle değil kulağıyla görebilenler içindir sesli kitap! 


Son olarak,
Haftada beeşş gece yalnız kalmayacaksın!