18 Haziran 2014 Çarşamba

Ekmektir İnsanoğlu

     Ekmeleddin İhsanoğlu...

     Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yaklaşık bir aydır sivil toplum kuruluşları ve medyanın aydınlar olarak nitelendirdiği gruplar ile temas halindeydi. Tüm görüşmelerden ve kamuoyunun genel tutumundan yola çıkarak Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye bir isim ile gitti. Ekmeleddin İhsanoğlu...

     Haber kanallarının son dakika yayınladığı bu isim ile birlikte hepimiz viki ve google amcaya koştuk. Twitter'da topic yaptık. Hatta WorldWide'da birinci sıraya koyduk. Ekmeleddin Bey'in tanınıp tanınmaması değil aslında olay. Zira daha önceki Cumhurbaşkanımız A. Necdet Sezer de zamanında tanındığını sanmıyorum. Şahsen ben tanımıyordum dememi beklemeyin. Ergenlik dönemi bilirsiniz, insan sadece önündeki ile ilgileniyor. 

      Asıl merak edilenlere gelince;


  • CHP bir isim önerdi ve o isim MHP tarafından kabul edildi. Peki MHP'nin düşündüğü bir aday yok muydu? Varsa CHP'nin adayından eksik yanları mı vardı?
  • Bir aylık süreç içerisinde Kemal Kılıçdaroğlu'nun görüştüğü STK'ların görüşü ne idi? Ekmeleddin Bey tam olarak ortak payda mıydı?
  • CHP tabanının istediği Reis_i Cumhur adayı nasıl bir profildi? 
  • MHP tabanının istediği Cumhurbaşkanı adayı nasıl bir profildi?
  • CHP içinde kaç kişi bu ismi seçti? Başka adaylar var mıydı? Var ise diğer adaylar arasında demokratik bir oylama mı yapıldı?
  • CHP 2014 yerel seçiminden kendi adayını sunabilecek kadar oy alsaydı, yine aynı ismi aday olarak sunar mıydı?


    Adaylığın açıklanması sonrası genel tepkilere gelince

  • Sosyal medyada CHP'ye gönül vermiş kişiler Ekmeleddin Bey'in özgeçmişini incelediğinde bir noktaya takılmış durumda ''İslam Konferansı Örgütü''... (Bunu Chp'ye gönül veren bütün kişilere indirgemiyorum)
  • MHP adaydan mutlu ve MHP'li seçmenler dikkate değer olumsuz yaklaşımda bulunmadılar.

     Devlet Bahçeli'nin aday tepkisini capsle belirteyim :





Facebook                                 Twitter

14 Mayıs 2014 Çarşamba

SOMA

     Birinci sıradadır. Her meslek grubu kendi işinden önce madenciliği, maden işçiliğini en zor meslek olarak görür. Riyakarlığın daniskasıdır. ''Maden işçisinden sonra en zor benim işim'' der tüm meslek grubundan çalışanlar. Bu tehlikeli meslekte 21 Haziran 1935'te Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kadın ve çocuk işçi çalıştırılması yasaklanmıştır.

     Tomalar ile biber gazları ile coşku ile kutlanan 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı'ndan henüz iki hafta bile geçmemişken, bugün Soma'da yangın sonucu madende mahsur kalan işçilerimizin 154'ünün şerefli naaşına ulaşıldı. Henüz satırlarıma devam ederken içeride hala 150'den fazla işçinin olduğu belirtilmekte. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız işini çok iyi yaptığı için sosyal medya üzerinden yapılan eleştiriye kızıyor. Maden işçisi en nihayetinde, ölmek var kaderinde.

     Alışmadınız mı yoksa siz hala? Her yıl on - onbeş maden işçimizin ölmesine. Alışmadınız mı yoksa siz hala? Her yıl onlarca kadının kocasız, onlarca ananın evlatsız, yüzlerce çocuğun babasız kalmasına. Alışmadınız mı yoksa siz hala? Suriye'de ölen Esma ile Gezi'de ölen Berkin'in ideolojik orospu zihinlerle ayrıştırılmasına. Alışmadıysanız şaşırmanız normal, Somali'de ölen Müslüman kardeşlerimiz için olağanüstü hal ilan edilip, Soma'da ölen Müslüman kardeşlerimiz için sosyal medyanın azarlanmasına.  

     İktisat derslerinde anlatılan bir örnek vardır. Su - elmas örneği... Elmas maddi olarak çok değerlidir. Yaşama enerjimiz olmazsa olmaz içeceğimiz su maddi olarak çok az bir değere sahiptir. Elmas nadir bulunur, azdır o yüzden değerlidir. Su, kolay erişilir. İşte bu yüzdendir Türkiye'de işçinin canının değersiz olması. Kapitalist sistemin fahişe işverenlerinin dediği gibidir sistem. ''Bir Ali gider, bin Veli gelir''.

     CeHaPe ve MeHaPe zihniyetinden uzak durun. Her ne olursa olsun bi' CeHaPeli bir şey önerirse TBMM'deki gibi reddedin. Başbakanımızın dediği gibi en az üç çocuk yapın. Zira ölümlerden ölüm beğen ülkesinde bir kişi kalmaz vallahi!

     Hayatını kaybeden maden işçisi şehid yurttaşlarımıza Allah rahmet eylesin. Yakınlarına sabır versin. Her ölüm zamansızdır.

O değil de var mısın bu facianın altından bi darbe planı çıksın!


İletişim:

8 Mart 2014 Cumartesi

Oyun için Oku/Okut


     Malum bugün Dünya Kadınlar Günü fakat kadınlar ile ilgili yazmayacağım. 1930'lu yıllarda kadınlara verilen bir haktan devreye girip asıl konuma yöneleceğim. Seçme ve seçilme hakkı...

     Türkiye yerel yönetimlerini 30 Mart günü seçecek. Yerel seçim ile genel seçim propagandalarını bir hayli karıştırılması sonucu taktir ederseniz rezil bir siyasi ortam oluştu. Her gün en az üç miting yapan liderler -yorgunluktan mıdır, nedir?- sallamakta, ellerine kollarına sahip olamayıp halka tabiri caizse azarlamakta, dillerine mukayyet olamayıp sürçmekteler. Montajlar, şantajlar, paraleller havada uçuşmakta... Halbuki bu bir demokrasi şöleni olması gerekir. Mesela Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli ve BDP'den herhangi biri (çünkü tek bir kişi bilmiyorum malum hepsi eş başkan) şöyle toplanıp da bi selfie çekseler fena mı olur? :P

     İşin şakasını üst paragrafta bırakalım artık dimi? Daha ciddi olalım. Bu cümleden sonrasını daha dikkatli okumanızı ve okurken de düşünmenizi rica ediyorum, bunun için fontu büyüteceğim! 

   30 Mart 2014 Pazar Günü yaklaşık olarak 52 milyon 721 bin kişi sandık başına gidecek. Bir önceki seçimde yani 2011 Genel Seçimi'nde 52 milyon 806 bin 322 kişi seçmendi. Fakat sandık başına 43 milyon 914 bin 948 kişi gitti ve bu kişilerden 973 bin 185'i oyunu geçersiz şekilde kullandı. Yani bilerek veya bilmeyerek 9 milyon 864 bin 559 kişi vatanına, bu hakkı ona tanıyan Atatürk'e ihanet etti! Size internetten çok kolay ulaşabileceğiniz iki tablo paylaşacağım. Bu tablo ile sen düşün bu vatana ihanet edenler neyi/neleri değiştirebilirdi bir hesap et!





     Aslında bazı şeyleri daha kolaylaştırabilsek. Aklımız fenalığa değil de dürüstlüğe ve adalete çalışsa. Belki kimse oy kullanmamazlık yapmayacak. Bu konuda kendimden de örnek vereceğim. Yaklaşık beş altı yıldır Eskişehir'de yaşıyordum. Doğal olarak seçim pusulam orada çıktı. Yasal süre dolmamasına rağmen pusulamı buraya aldırmak istedim. Fakat YSK'nın Aydın çalışanları sağ olsun yasal süreye iki gün olmasına rağmen yetiştiremediler. Eskişehir'e sadece oy kullanmak için gitmem tabi ki zor hele ki işsiz bir öğrenci için ama ne yapıp edip oyumu kullanacağım.

      Sen nerede kullanacaksın bilmiyor musun?

 Seni şöyle alalım ===> http://www.ysk.gov.tr/ysk/SecmenSorgu.html


DOĞUM GÜNÜ PARTİSİNE VERSEN BİLE
NE YAP, NE ET

 OYUNU KULLAN!!!

2 Şubat 2014 Pazar

Tiky Güneş


     Çılgın Cumartesi... Bir arkadaşımı askere uğurlayacağım o yüzden bi kaç gündür dışarıda sürtüyorum. Kahvehanede bi kaç pişti festivali yaptıktan sonra eve geldim. Ne yapsam ne etsem derken Cuma gecesi de tıpkı bu gece gibi çılgın geçti ve evde değildim. Makina Kafa'yı izleyemedim. O yüzden bilgisayarı açtım, anamları uyutup, Makina Kafa YouTube. 

     Memati, Suskunlar'ın sorunlu çocuğu, eski bir oyuncuya benzetilen kız, taçlı kazulet - hiç beğenmedim kendisini ne o öyle o kadar boy mu olur bu dünyada benim gibi tıfıl adamlar dolu-, Bay J, tiky bi kız, Fatih Ürek konuklu tatlı bir program olmuş. Program hakkında genel bir şey söylemeyeceğim. Diyeceksin ki e karının oğlu neden bizi bu satırlarla meşgul ediyorsun? Ben de meraklı değilim doğum günümde yazmaya. Bu satırlarla kafa sikme nedenim bizim okulun öğrencilerinden birinin bağlanıp ve gayet cool konuşup konuyu ''Gezi Olayları'na'' getirmesi oldu. Aslında tam da bu olmadı. Tiky olarak tabir ettiğim konuk kızın verdiği tepki oldu. 

     Okan her zamanki dürüst tavrı ile bir çok moderatör/sunucunun yapamadığını yaptı. İsim vermeyeceğim ama biliyorsunuz siz de bir çok eğlence programlarında olayın ucu Gezi'ye veyahut güncel siyasete geldiği zaman acayip bir gerginlikle sunucu konuyu değiştirme ve hemen kapatma eğilimine gidiyor. Genç tartışma programlarında örneğin Türkiye Tarımı tartışılıyor diyelim, konu ''Gezi'' ya da güncel siyaset kanalından bir şey eklenmek istendiğinde moderatör hemen devreye giriyor. Okan, Gezi hakkında yaptığı ve benim de bir çok noktasına katıldığım herkesin ''Gezi yaz aylarına denk gelmeseydi bu kadar yoğun katılım olmazdı'' olarak akılda kalan açıklaması kadar yine samimi bir açıklama yaptı. Sandığa yol gösterdi. Konuklardan ''Tiky'' sandığım kız hemen olaya müdahale etti. ''Sadece sandık yolu değildir.'' Evet, sadece sandık yolu değildir. ''Demokrasi mücadelesi sadece sandıkla verilmez, sandıkla iktidar mücadelesi verilir.'' İnsanlar her gün git gide artan yasaklarla yaşamaya çalışıyorlar ve buna alışma eğilimini göstermekte bir çok kesim. Fakat gençler yasaklarla yaşamak istemiyor. 

     Benim; öğrenci evinde kimle kalacağıma, öğrenim kredi borcumu ödemem için ne zaman evleneceğime, evlenirsem kaç çocuk doğuracağıma, efkarlanıp kafamın güzel olmasını istememi hangi saatte karar vereceğime, internette blogumda ne paylaşacağıma / porno izleyip izlemeyeceğime / sosyal medyada ne yazacağıma, eteği hangi boyda giyersem tecavüzü hak edip etmediğime, dindar mı yada kindar mı olacağıma, kurucumun ayyaş olup olmadığına, beni korumakla görevli polisimin destan mı yazdığına yada paralel mi olduğuna, ibadetimi bireysel mi cemaatle mi yapacağıma / hangi cemaatle yapacağıma... başkası karar versin istemiyorum. Ben bir genç ve yetişken olarak düşünebiliyorum. Kararlarımı hangi yönde verebileceğimi biliyorum. 

     Okan 12 Eylül döneminde ölen genç arkadaşlarından bahsetti. Aslında bizim bu düzeni bozmak isterken ölmemizi istemiyor. Arkadaşları kadar şansız olsa idi, ekran başında haran olduğumuz, ağzından kelimeler dökülür iken, ağzımız açık, ağzına baktığımız adam olmayacaktı belki de. Medya üzerinden verdiği siyasal demeçlerde daha kontrollü olmasının da sebebi bu zaten, bizim de ziyan olmamamız. Zira bu ülkeye hepimiz lazımız. Tıpkı Ali İsmail kardeşim gibi.

      Demokrasi ve özgürlük savaşımız sadece sandıkta kalmayacak. 

     Iphone, törpü, saç düzleştirici üçgeninde yer alan ''tiky kız'' olarak gördüğüm için özür dilerim. Böyle ''Güneş'' varken küresel ısınmaymış hikaye...


18 Ocak 2014 Cumartesi

Bayıra Karşı Yar Fakır


     Eskiden buralar hep tarla idi. Ekip biçip iyi kötü çıkan mahsulü tüccara gönderirdim. Tüccar da beğenirse aklına yatarsa kendi pazarında onu yayınlardı. 
     
     Eskiden daha çok yazardım bu blogda. Yazıp çizip iyi kötü çıkan yazıyı Okan'a gönderirdim. Okan da beğenirse twitterda paylaşır ve iyi okuma alırdı.

     Uzun süredir klavyenin tuşlarına senkronize basamıyorum sanırsam. Ya da o da değil bence, eğer sorun benim klavyede olsa, o zaman diğer klavyeler de mi benim gibi senkronize değil. Bence bizim tüccar artık bu tarladan ürün almaya kesmiş. Neyse biz yine de ekip biçmeyi bırakmayalım. Diğer çiftçi arkadaşlara duyurulur.

     Makina Kafa iki haftadır Cuma günleri yayınlanıyor. Bazıları için tercih sorunu çeker oldu. Beyaz mı? Okan mı? Bir çok kişi gibi bu tercih sorununu yaşamadım. 

     Asuman Krause ve Erkan Petekkaya'nın sırtlandığı bu haftaki program orta seviyede başladı, kötüye gitti sonra da iyi denilecek bir seviyede bitti. Asuman konuk olunca daha bi action bekledim programdan. Beklentileri tam olarak karşılamasa da halk dilinde çok bilinen ''Bayıra karşı yatır beni, tırmala beni, kaşı beni'' lakırdısı ile içimizdeki közü harladı diyebiliriz. Herkes bi azgınlık peşinde izleyici olarak bunu istiyoruz. Hadi ordan biri bi piçlik yapsa da gülsek derdindeyiz. 

     Geçmişini silemezsin bölümü de çok iyi olmuş beğendim. Konuklar gereği sadece iki kişide yapılabildi. Çünkü Asuman ve Petekkaya'nın geçmişinden söz edebiliriz. Diğer konukların eskiye dönük bi on yıllık falan medya mazilerinin olmadığı apaçık ortada. Fear Factor Asuman Krause'nin de eline bi şey verecekken gözlerinin açık olması gerektiğini ve onu görmesi gerektiğini de anlamış olduk. Erkan Petekkaya dansları ve Okan Bayülgen canlandırması kahkaha ile geçmişimizi zikti attı resmen :)

     Medya Kafa ile keçiler, fakırlar, camlar birer film şeridi gibi geçti. Erkan Petekkaya'nın bu adam da oy kullanıyor cümlesi gayet talihsizdi. Demokratik bir ülkede herkesin seçme ve seçilme hakkı vardır. İnsanlar IQ seviyesine göre seçme ve seçilme belirlense beş yüz elli vekili toplayamayız ne yazık ki. Ne olursa olsun bu ülkede bir çoban ile Aysu Kayacı'nın oyu eşit sayılacaktır. Çünkü egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Medya Kafa bölümünde her şeyi anlarım da o Özcan mıdır nedir onu programa çıkarmayı anlamam. Okan Bayülgen ve ekibinin geceye fiyaskosudur. Geçen hafta bi arkadaş çıktı bak ne güzel oldu. Ama hangi akla hizmet o adam çıkar bilemedim. Televizyona tekme atmaya az kalmıştı. #Makinakafa tagi ile twittera baktım, millet biri şunu indirsin vaziyetinde idi. Hayatımda ilk kez Okan'ın bir programında sıkılmaya başlamıştım. Değişik kaş boyaması, bir türlü toplanamayan o ''toparlıyorum'' neyse yine gerildim bak. Yazıyı bile burada sonlandırmak en iyisi. 



               

5 Aralık 2013 Perşembe

3A CEVAPLAR


     Enver Aysever'in sunduğu CNN Türk'ün sevimli programlarından Aykırı Sorular'da Okan Bayülgen varmış. Enver'in de dediği gibi programa en uygun konuk Okan olunca kaçırmama rağmen YouTube kardeşim sağ olsun hemen bugün tekrarını izledim. Bu gün eskisi kadar ateşli ilişkimiz kalmayan blog sayfama ziyaret etme düşüncem yoktu. Ama bu adamı dinleyince gençlik ateşim devreye giriyor ve kan dolaşımı beynime vurup deli fikirler oluşuyor.

     Programın en güzel yanlarından biri şu ki, ön sevişmeyi neredeyse hiç yapmayıp direk konuya dalması. Yanlış anlaşılmasın ön sevişme sevmediğimden değil. Ön sevişme uzun tutulunca olay erken bitiyor ona sinir oluyorum. Hardcore bir program beklentimi tam manası ile karşıladı diyemem. Çünkü nasıl desem adam o kadar tematik program yaptıktan sonra akılda sadece ''Kına Gecesi'' programı kalıyorsa -üzgünüm ama- algılama kanalları ile ilgili şüphelerim olur. Kimse izlemez, ilgilenmez, siklemez denilecek bir konuyla program yapabilmek marifet. Zaten bunu yapabildiği için farklı/aykırı bir adam. 

     Sanat ve sanatçının ahlaksızlığından bahsedildiğinde çok harika sözcükler döküldü Okan'ın ağzından aklımda kalan en güzelleri de ''Sanatçı dediğin; kafası boş, koşullanmış, her türlü yasakla yaşamaya alışmış bir ahlaklı değil, ahlaksızdır. Sanatçı toplumun folklörüne, inancına, geleneklerine, saygı duyar, sahip çıkar ve onları geliştirmek için uğraşır.'' En iyi ahlak budur işte. Farkında olmak. Bu toplumun bir parçası olan  ve arkasından milyonları sürükleyebilecek kişiler bu bilinçte olmalıdır. Üstlerinde çok büyük bir yük var bu noktada. Çünkü biz heyecanlı, kanı deli bir milletiz ve toplumsal dokunulmasını istemediğimiz bağzı noktalarımız var. Bunu anlayabiliyor isen işte o zaman bu toplumun lideri olursun ve bir çok düşünceyi kişilere öğretebilirsin ve toplum senin istediğin düzeye gelir.

     Gezi olayları ile ilgili sorular, programın hatırı sayılır zamanını aldı. Yahut bizim de ilgimizi çektiği ve yakın gündem olduğu için bana uzun gibi geldi. Okan bir açıklama yapmadan önce İzmir'de sevdiğim bir abi ile konuşurken bu gezi olaylarını ikimizin de ortak yorumu ''eğer bu protestolar yazın değil de kışın olsaydı bu kadar olmazdı''. Öyleydi çünkü sen hayır canım ne alakası var kafasında isen bence gezide hiç bir şehirde tam anlamı ile olayın içerisinde değilsindir. İstanbul'daki protestoları ustream haricinde bilmiyorum. Çünkü orada değildim. Bi penguenle aşk yaşıyordum! İzmir'de gündüz millet işinde gücünde, akşam olunca arabada kornalar, camlarda tencere/tavalar, Alsancak'ta caddede güzel kızlarla/yakışıklı erkeklerle birlikte yürümeler... Eğlenceye dönüştü. Aslında zaten öyle başladı ve eğlence nedendir bilinmez kabusa döndü. Kendi polisimiz, korumakla yükümlü olduğu, bu yüzden maaş aldığı kendi vatandaşını jopladı, tekmeledi, tokatladı, saçını çekti, gözünü çıkardı, vurdu! İşler çığırından çıktığında Okan'ın bu noktada ''Allah Allah saldırın'' mı demesini bekliyordunuz. Artık onun da bir evladı var ve bu büyük bir vicdan olmalı. O yada başka bir ünlü yüzünden kışkırtma sonucu hayatını veya uzvunu kaybeden biri için nasıl vicdan azabı olurdu. Düşünebiliyor musunuz?

     Tam hardcore olmasa da sonlarına doğru daha sertleşti! Orgazm tam anlamıyla güzel oldu! ''Ben korkmam! Ben hiç korkmadım, özür dilemedim, hep gurur duydum.'' Herkesi bilmem ama zaten bu duruşun ile gençlerin bir numaralı arkadaşı olmaya devam edeceksin baba! Toprak, tohum, ağaç partileri kurulur mu bilemem de tarikat kur müridin olayım :) Özür dilemek için ise hiç yaşlanma!

     Acun olayına gelmişken. Orgazm sonrası, yüzde ekşime olur ya hani...

     Neyse ben bi sigara içeyim.

3A Cevaplar
Asi/Ateşli/Aykırı

3 Kasım 2013 Pazar

TAM Bİ' KAFA


TAM Bİ' KAFA

                Zeynep Çamcı, Burcu Biricik, Demet Özdemir, Duygu Çetinkaya, Keremcem, Alper Saldıran, Sefa Doğanay'ın konuk olduğu MakinaKafa bir cumartesi gecesine daha damga vurdu. Sosyal medya #makinafaizlerkenben tagi ile sallandı. Yüzlerce kişi o an nasıl izliyorsa interaktif bir şekilde fotoğrafını gönderdi. Tabi ki TT'de birinci sıradaydı. Gece hakkında yazacak çok şeyim var ve umarım satırlar devam ettikçe aklımdakileri unutmam. Sıcağı sıcağına hemen konuya dalalım.

                Sol yanına Burcu, Zeynep, Alper'i oturtan Okan Bayülgen, sağ yanını da Duygu, Keremcem, Demet, Sefa ile dörtledi. Küçücük boyuna rağmen Zeynep Çamcı'nın bir elli küsurluk boyu ile dalga geçen Okan, Zeynep'in bu topu göğsünde rahatlıkla stop etmesi sonucu Zeynep'le çok iyi ilgilendi. Zeynep Çamcı boyu ile herhangi bir sorunu olmadığını espri bir dille bizlere iletti. Belki de Okan bu yüzden onunla çok iyi ilgilendi. Tıpkı kendisi gibi gördüğü için olabilir mi ki? Zeynep Çamcı ara ara esprileri ve jestleri ile ''Harbiden Altın Portakal'ı boşuna almamamış kız'' dedirtti bana.

                Okan Bayülgen bu hafta ikinci kere telefonda erkek izleyiciye yakalandı. Erkek izleyicinin ne kadar çekilmez olduğunu yine görmüş olduk. Demek ki bu adam biliyor da erkek almıyor! Biliyorsunuz Çıplak Kafa'da Mesud adını Mesude olarak tanıtıp programa telefonla bağlanmıştı. Bu sefer de Bursa'dan bir abimiz telefona bağlandı. Duygu Çetinkaya'ya iki tane soru sordu. İlkinde Acun'un Survivor programı ile ilgili soru sorulmaması ricasına tamam deyip ikinci sorunun da Survivor ile ilgili olması aslında sorunun da kaynağıydı bence. Sağlam bir kitle koca bir sezonu Acun ile geçiriyorlar. Yetenek, ses ve Survivor ile geçiriyor. Arta kalan vakitte ise padişahımızın halvetlerini (ki bu sezon yaşlı kurt fazla aktif değil mustakbel padişahlarımız götürüyo malı, hatta geçen hafta hadım Sümbül Ağa halvet olmuş) izliyor. Burada direk insanları suçlamak pek doğru gelmiyor bana. Çünkü işin sosyal ve en önemlisi de ekonomik boyutu var. Bu tip programları araştırdığında genelde ekonomik durumu vasat kişiler tercih eder. Nedeni ise gayet açık kısa yoldan köşeyi dönmek ya da hiç sahip olamayacağı sarayları, saray gibi evleri, taş gibi hatunları/taş gibi erkekleri izleyerek hayal etmek, bi yerde tatmin olmak. Yani asgari ücretle çalışan birinin, trafikten akşam eve gelene kadar bin takla atan birinin gece televizyondan başka bir meşkale bulmasını beklemek tam bir aptallık değil midir?

                Televizyon kanallarımız bir ürün sunar. O ürün tuttuğu zaman hemen bir çakması çıka gelmez mi? Kanuni'nin Muhteşem Yüzyıl'ı tutunca salyaları ağzından akan diğer yapımcılar hemen başka bir padişaha sarılmadı mı? En son örneği de Fatih oldu. Fatih'in topları yapımcısında patladı. Fatih'in topları(!) derken, Fatih'in İstanbul surlarını yıkmak için yaptırdığı toplar... (Durduk yere içeri alınmayalım dimi :) ) Yani ortada bir özgünlük yok! Müge Anlı manyak ve delice program yapıyor. Hiç haz etmiyorum ama yaptığı programla sabah seyircisini topluyor ekrana. Okan da bazı sabahlar onu görene kadar bekliyormuş :) Bu tuttu ya, hemen başka birileri, başka birilerini bulmaya kalkıyor, başka bir kanalda. Televizyon aptal kutusu ise eğer işte aptallık budur. Zira Müge'nin Anlı'sı varken kıllısını aramanın lüzumu yok!

                Öfff aman! Oraya buraya dalarken aklımdakileri de dağıttım iyi mi? Ama ana başlıkları en azından aktarabildim. Bir cumartesi gecesi daha iyi kafayla bitti. Nedeni editörleri (sarışın hariç) görememek olabilir:) Şunu unutmadan;


''İlmi Gs Lisesi'nden, Hayatı Beşiktaş'tan''



#makinafaizlerkenben  Zeynep Çamcı'yı tazeliyorum :)